Tekil Mesaj gösterimi
Alt 07-18-2008, 08:22 PM   #1
Nurettin Önalan
Süper Moderator
 
Nurettin Önalan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Nerden: İzmir/Karşıyaka
Yaş: 39
Mesajlar: 1.539
Tecrübe Puanı: 3 Nurettin Önalan Yakında ünlü olacaktır.
Sorunlara Çözüm Önerileri


Türkiye'nin ombudsmanı Abant Platformu
Kendine has katılımcı, demokrat ve özgürlükçü yapısı ile toplumumuz için bir çeşit ortak akıl arayışı olan Abant Platformu, 10 senelik süreçte gerçekleştirdiği önemli ve tarihî toplantılardan birini geçtiğimiz günlerde Abant'ta gerçekleştirdi.
Yaklaşık 3 yıldır Abant Platformu'nun genel sekreterliğini yürüten biri olarak, toplantının başladığı ana kadar hiçbir toplantıda olmadığı kadar tedirginlik vardı üzerimde. Toplantı sonunda konuştuğum katılımcılarda da aynı gerginliğin varlığının itirafı, çok da yersiz bir endişe içinde olmadığımın ispatı oldu sadece. Tedirginliğime sebep, büyük bir oranda yanlış anlamalar üzerine kurulu bir algı üzerinde kurgulanan dil ile vücut bulan söylemin, tartışıldıkça çözüm yerine çözümsüzlüğe doğru yol alan seyri idi. Toplantının ana başlığı olan "Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak" aslında konuya Platform olarak nasıl yaklaşıldığının bir göstergesi. Nitekim birçok konuşmacı bu noktaya bolca atıf yaptı.

Evet, 2,5 gün boyunca hep birlikte bir yerlerde unutulmuş, bu topraklara ait hava içinde birleştiren, yakınlaştıran, anlaştıran, kolaylaştıran ama kesinlikle ayırmayan, ötekileştirmeyen, bölmeyen ve dışlamayan bir espriyi yakalamaya çalıştık. Bu espri Abant Platformu'nun 10 senedir adeta varlık gayesi olan, Abant ruhundan başka bir şey değildi aslında. Sonuç bildirisi okunup, bu bildiriye efradını cami ağyarını mani bir son şekil verilmesi adına, müzakerecilerin görüşleri sorulduğunda, konuşmaya başlayan birçok kişinin "bu kadarını beklemiyordum, bu kadarı beni şaşırttı, eksiği yok altına imzamı atarım, buraya gelirken çok da ümitli değildim" yollu ifadeler, aslında Abant Platformu tecrübesinin en azından katılımcılar tarafından yeteri kadar tanınmadığının bir göstergesi oldu.

Yukarıda saydığım ifadeleri dinlerken yanımdaki Prof. Dr. İhsan Dağı "Abant 10 senedir bunu başarıyor zaten" diyerek, ortaya çıkan sonuca şaşırmadığını ifade ediyordu. Karşılıklı empati gayreti içinde oluşan sempati neticesinde, sonuç değerlendirme metnine yansıyan maddelerin toplumun arzu ettiği bir gerçeklik içermesi, toplantı sırasında konunun merkezindeki insanların toplu olarak Mehtap TV'den yayınlanan programı 30-40 kişilik gruplar halinde seyretmesi, seyrederken telefonla salondaki müzakerecileri arayarak ya da mesaj atarak "şunu da ifade edin" demeleri, işin doğrusu alışık olmadığımız farklılıklar.

Toplantının bir gün sonrası, bölgenin ticaret ve sanayi odalarının sonuç bildirisine destek verme mahiyetindeki açıklamalarına, yakın zamanda memleketin diğer ticaret ve sanayi odalarından da destek beklemek, fazlaca bir beklenti olmasa gerek. Zira gelinen noktada Platform Başkanı Mete Tunçay beyin de dediği gibi "bir Kürt sorunu vardır. Ama bir Kürt çözümü yoktur. Çözüm Türkiye'nin çözümü olmak zorundadır". Platformun açılış toplantısına katılıp, tam bir buçuk gün orada konuşulanları pür dikkat dinlemenin ötesinde ufuk açıcı katılımı ve manifesto mahiyetinde açılış konuşması ile "70 yaşımda demokrasiyi ben ne yapayım? Demokrasi istiyorum ama hemen şimdi!" derken, değişen devlet anlayışının en güzel örneğini ortaya koyan saygıdeğer Bolu Valisi Halil İbrahim Arıkan toplantının ilk sürprizi idi. Ama gerçek ve büyük sürpriz iki buçuk gün boyunca gerçekleşti. Bu yakıcı ve asırlık acılarla yoğrulmuş konuyu beklenmeyen bir sakinlikle ve olgunlukla canlı yayın gibi birçok risk içeren unsura rağmen katılımcılar ortaya koydular. Toplantıya katılan katılımcılardan Diyarbakır'da yaşayan bir arkadaşımdan aldığım telefonda, halkın şöyle dediğini ifade ediyordu: "Hayret ilk defa kavga etmeden, bağırmadan, gülerek bizimle ilgili bir konu konuşuldu." Kanaatimce katılımcıların samimiyeti, konu üzerinden kendilerine bir alan açma vasıtası oluşturmama niyetlerinin bunda payı büyük. Şurası bir gerçektir ki gerek Kürt sorunu ve gerekse diğer mayınlı sosyal alanlarımız üzerine ipotek koyanlar, aslında tam da bu sorunların çözümünden yana tavır alamayanlardır. Bu ipotekleri Abant vari açılımlarla bir bir ortadan kaldırdıkça, eminim nasıl bir fasit daire içinde döndürüldüğümüzü anlayacağız.

Türkiye, Ergenekon ve Ergenekonculuğu bir daha çıkamamacasına zihni ve fiili kuvvetleri ile birlikte yokluğa mahkûm edebilir ise geleceği birlikte aramanın yolu her yönü ile açılmış olur kanaatindeyim. Toplantıda da denildiği gibi Kürt sorunu dâhil her meselemizin çözümü tam demokratik bir anayasa ve AB vizyonu çerçevesinde daha müreffeh bir Türkiye perspektifi ile mümkün. Toplantı sırasında konunun siyasi taraflarının olmayışı tenkit edilse de siyasetin bu toplantıyı değerlendirdiğini ve bu fırsatı kaçırmayacağını umuyorum. Zira onlarsız, onlardan daha medeni ve somut bir sonuca ulaşarak ortak aklın sesi bir metne imza atan aydınlar, tarihî bir sorumluluk ifa ederek siyasete 'çözüm için adres burada' demeye gelen bir ses verdiler. Siyasete verilen bu ses kadar diğer önemli bir ses de kendini yer yer 1. kuvvet sayarak toplumsal mühendislik yapmaya cüret eden medyaya verildi. Medya bu sesi alır ya da almaz, bilinmez ama Mustafa Akyol'un medyanın konuya bakışı adına verdiği anekdotlar çok çarpıcı idi.

Haber anlayışı ve dizilerdeki Kürtler ve onlara ait hayatları anlatmada ortaya koyduğu tamamen reytinge yönelik çarpık çurpuk, reel hayatın tamamen dışında ve şabloncu anlayışla Kürt sorunu etrafındaki hiçbir meseleye olumlu katkısı olmayan medyanın, Doğu ve Güneydoğu'da tiraj noktasındaki sıkıntılarının sebebini düşünmeleri gerekmez mi? Önyargılardan uzak ve muhatabı şablonlara mahkûm etmeyen bir dinlemenin, anlamanın olmazsa olmaz şartı olduğunu tekrar öğrendik. Bu noktadan bakıldığında Rojbin Tugan Hanımefendi'nin çığlığına, aynı yerden bakabilme cesareti ile "bu acı benim de acım" diyen Mümtaz'er Türköne bu konudaki tarihî bir ezberi bozdu. Kısaca tadı damağımızda kalan, yakaladığı pozitif hava ile devamının arzu edildiği bir toplantıyı yapmış olarak Abant Platformu sosyal sorumluluğunu yerine getirmiş oldu. Bu zengin Türkiye birikiminin insanımıza açtığı ufka sahip çıkmak lazım.

SALİH YAYLACI - ABANT PLATFORMU GENEL SEKRETERİ
18 Temmuz 2008, Cuma/Zaman

Konu Nurettin Önalan tarafından (07-18-2008 Saat 10:16 PM ) değiştirilmiştir..
Nurettin Önalan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla