Tekil Mesaj gösterimi
Alt 08-24-2008, 01:25 AM   #6
Nurettin Önalan
Süper Moderator
 
Nurettin Önalan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Nerden: İzmir/Karşıyaka
Yaş: 39
Mesajlar: 1.539
Tecrübe Puanı: 3 Nurettin Önalan Yakında ünlü olacaktır.
Cevap: Sorunlara Çözüm Önerileri

Herkes biliyor zarların civalı olduğunu'
Ali Bulaç, Zaman'da, 16 ve 18 Ağustos 2008'de Metalciler'i yazdı. Ondan önce, 30 Temmuz 2008'de, 'Sözün Bittiği Yer' başlığıyla Güngören olayını ve o gece yapılan konseri konu edinen bir eleştirel yazı yayımlamıştı.
Bulaç'ın yazısına, konserin organizatörü Cengizhan Yeldan'dan, 1 Ağustos 2008 günkü Zaman'ın Yorum sayfasında bir cevap geldi. Böylece Zaman'da, metal'e ilişkin hem bir konser olayı üzerinden hem de olgusal düzeyde bir tartışma zemini açılmış oldu. Bulaç, ilk yazısında, Ali Sami Yen'deki Metallica konserinin, Güngören acısı nedeniyle kesilmesi gerektiğini söylüyor, bu bağlamda o geceki kimi televizyon kanallarının yayınlarını da eleştiriyordu.

Yeldan ise Bulaç'a cevabi yazısında, saldırı haberinin kendilerine üçüncü şarkının icrası esnasında geldiğini belirterek şöyle diyordu: "(...) Haber bize ilk geldiğinde aylarca çalıştığımız konserin hazzı bizim için yok olmuş, tek amacımız içerideki izleyicimizi sağ salim dışarı çıkarıp evlerine güvenli bir şekilde gitmesini sağlamak olmuştur. Son iki şarkıda da izleyicimize belli etmeden çıkışlarda bomba araması yaptırılmıştır. Güvenliğimize de kesin direktif verilmiş, bu konuda stat içinde kimseye bilgi verilmemesi istenmiştir. Siz de takdir edersiniz ki, konser alanında oluşacak olası panik durumu neticesinde çıkışlarda arbede yaşanabilir, birçok izleyicimiz yaralanabilir, hatta hayatını kaybedebilirdi. (...)" (Zaman, 1 Ağustos 2008) Kuşkusuz Ali Bulaç'ın eleştirisi, Güngören olayının yaşandığı esnada yapılan konserle sınırlı değil. Bulaç'ın düşünce yolculuğunu izleyenler yakinen bileceklerdir, gelenek-modernlik bağlamında, öteden beri, modern durum ve olgulara, modernliğin serüvenine, önümüze getirdiği ulusal ve küresel sorunlara, ürettiği sorulara, olgulara ilişkin irfani bir zemin üzerinden yorum ve çözümler üretmeye çalışan çok kıymetli bir düşünürümüzdür. Gönül isterdi ki tartışma, başından beri irfani ve düşünsel bir zeminde gerçekleşsin. Fakat gerek Güngören olayının acısı ve yol açtığı duygusal patlama, gerekse metal müziğin doğasında var olan gerilim buna izin vermedi. Bu -gerilimli de olsa- son derece ilginç ve verimli tartışmanın, modernliğin getirdiği sonuçları -kendi çapında- daha sağlıklı konuşabilmemize kapı aralayabileceğini düşünüyorum.

Kökeni, uyruğu ve doğası bakımından metal müziğin, ülkemizdeki üretilme ve icra biçiminden kısmi farklılıklar gösterdiğini söylemekte yarar var. Metal'in, esas itibarıyla, felsefi gelenekte, genel bir ifadeyle dile getirecek olursak, postmodern sürece tekabül ettiği ve kurgu ve dil bakımından postmodern yönsemeler gösterdiği açık. Postmodernizm de özü itibarıyla, ayrıksılığı, sürekli eleştiriyi, kabulsüzlüğü, anlamsızlığı ve anlamsızlığın bizatihi anlam oluşunu öngörür. Modernliğin ürettiği sorunların yine o paradigma içinde kalınarak çözümünü önerir. Muhalefetle ve köktenci bir dışlama ile, modernliğin tüm törensi kurallarını, sınırlamalarını, uygulamalarını eleştirir. Bunu yaparken de kendine özgü yeni törenler, sözler, sesler ve figürler üretir. Bulaç'ın özellikle Din ve Modernizm kitabındaki tahlilleri böylesi bir düşünsel zemin üzerinden okunmalıdır. Dolayısıyla Yeldan'ın, yazısında vurguladığı 'kutuplaşma' uyarısı, Güngören-konser sorununun duygusal atmosferinde söylenmiş olmalıdır, zira, Bulaç da, maksadını aşan birkaç kelimesini, böylesi bir sonuca yol açmak için söylememiştir. Satanizm meselesi mayınlı bir alan olarak çok daha kapsamlı ve sakin bir dille yeniden konuşulmalıdır, gazete sütunlarının sınırları bu tartışmanın nüanslarını ve kapsamlı konuşulmasını aşar, gürbüzleşmesini kısmen engelleyebilir. Metal konserlerindeki kimi figürler, sözler ve ikonların bu türden bir çağrışıma yol açtığı doğrudur. Ne ki, bu, bütün bir metal olgusunun müzikal boyutlarını ve düşünsel içeriğini nitelemez. Zaten Bulaç da, metali olgusal açıdan eleştiriyor, sözlerini, icrasında beliren bazı figürleri ve konserin Güngören olayına tesadüf edişinden sonra niçin yarıda kesilmediğini sorguluyor.

YERLİ METALCİLER BULAÇ'I ANLAMAYA ÇALIŞMALI...

Metal'in, ruhu sönmekte olan insanoğlunun çıkardığı şiddetli bir çığlık olduğunda herkes hemfikir. İlk örneklerinden itibaren seksenli yıllara değin sadece savaş, nükleer tartışmalar, çevrenin ölümüne karşı şiddetli tepkiler, kuralların boyunduruğuna karşı isyan çevresinde gelişen temaları ve figürlerinin, giderek içselleştirilen bir modern mitolojiye doğru evrilme eğilimi gösterdiği de biliniyor. Bulaç, özellikle doğuş sürecini öykülerken bunu belirtiyordu: "(...) 60'lı yılların sonlarına doğru zencilerin özgün müziği olan blues'un köklü bir değişime uğramasının bir ürünü olan heavy metal müziği, geçen yüzyılın son çeyreğinde neredeyse bütün dünyayı etkiledi. Kimilerine göre gürültüyü bastıran gürültü, kimilerine göre modern bireyin en ekstrem çılgınlığı. Bu, aslında bildiğimiz ortalama kural ve düzeni olan bir müzik değil, özünde bireyin derin acısı ve bunun tezahürü olan bir protestosudur. Bu özelliğiyle ilgimi çekiyor. (...)" (Zaman, a.g.y.) Yeldan'ın sanıyorum, bu belirlemeye bir itirazı yok. Zaten yazısında, daha çok konserin o acı olaya tesadüf edişiyle ilgili eleştiriyi konu ediniyor, bir de satanizm vurgusunu tartışıyor.

Bendeniz bu tartışmanın, Bulaç'ın son alıntıladığım damar üzerinden yürütülmesinin daha işlevsel olacağını düşünüyorum. Bizim düşünce ve irfan geleneğimiz, son derece derinleşen, kılcallaşan ve gerek yatay gerekse dikey düzlemde oldukça verimli, çeşitli ve sağlıklı tartışmalara kapı aralayan bir birikime sahip. Bulaç, bu birikimin içinden gelen bir düşünürümüzdür. Metalcilerin onun düşünce birikiminden ve tartışma zenginliğinden çok fazla haberli olduklarını sanmıyorum. Güngören'in kalbine düşürdüğü acıyla sarf ettiği bazı kelimelerin onun düşünsel zenginliğini gölgelemesine izin vermemeliyiz. Kaldı ki, metal başta olmak üzere, modern olgular üzerinde en çok kafa yoranların başında gelir. Metalcilerle belki de en çok konuşabilecek, onları en fazla anlayabilecekler arasında da ilk sıralardadır. Umuyorum, bu tartışmalarda kendilerini rencide olmuş hisseden metal severler, kendileri için öngördükleri eleştiri hakkını ondan esirgemezler.

Bendeniz, saf metal veya rock olmasa da Tommy gibi örneklerin de bu bağlamda konuşulmasının yararlı olacağı kanaatindeyim. Örneğin onun, yaşadığı onca acıdan sonra kendini pencereden atarak içine düştüğü denize üç kez batıp çıktıktan sonraki o, 'I'm free!' çığlığının bize çok şey anlattığını hissedebiliyorum. Tommy gibi örneklerin daha çok gürbüzleşmesi halinde de, konuşulacak daha çok şeyimiz olacağını öngörebiliyorum. Tommy'nin, Bulaç'ın vurguladığı gibi, olgunun endüstriyel bir sürece doğru evrilme tehlikesine karşı köktenci bir kopuşla sonlanması, son derece dikkat çekiciydi.

Kohen'le bitirmek istiyorum: 'Herkes biliyor zarların civalı olduğunu/Atarken parmaklarını birleştiriyor herkes/Savaş bitti, herkes biliyor bunu/İyi oğlanlar yenildi, herkes biliyor bunu

Herkes biliyor, zaten dövüş hileliydi/Fakirler fakir kalır, zenginler daha da semizler. İşler böyle gider/Herkes bilir bunu/Teknenin su aldığını herkes biliyor/Herkes biliyor, kaptan yalan söyledi/Herkeste bu kırıklık var/Babaları yahut da köpekleri ölmüşçesine/Herkes ceplerine konuşuyor/Herkes bir kutu çikolata istiyor ya da uzun saplı bir gül/Herkes biliyor'.

SADIK YALSIZUÇANLAR
24 Ağustos 2008, Pazar/Zaman
Nurettin Önalan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla