| |
08-18-2008, 02:22 AM
|
#1 | | Süper Moderator
Üyelik tarihi: Dec 2006 Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.896
Tecrübe Puanı: 3  | Komşumuz Kafkasya'da Neler Oluyor ? YENİDEN ÇİFT KUTUPLU DÜNYAYA DOĞRU Aris Karaosmanoğlu Birgün Gazetesi
Güney Osetya"da başlayan savaş Rusya’nın hazırlıklı ve hızlı müdahalesiyle Gürcistan ve Batının Gürcistan’a dayalı Kafkasya politikalarını iflas etme noktasına getirdi. Saakaşvili’nin düşüşünü engelleyerek gelişmelerin olumsuz sonuçlarını azaltmaya çalışan ABD ve Türkiye’nin diplomatik çalışmalarının olumlu sonuçlanması ise olası görünmüyor.
Bu gelişmelerin diplomatik ve uluslar arası sonuçları bundan sonraki süreçte biçimlenecek olsa da şimdiden sürecin ABD ve Türkiye aleyhine işlediği gerçeği ortadadır. Çatışmaların yoğun olarak sürdüğü savaşın ilk günlerinde, Rusya, Gürcistan yönetimini açmaza sürükleyecek tüm araçları kullanmaya dönük stratejisini uygulamaya koymuştu. ABD ve Batı açısından geri dönüşü mümkün olmayan bir süreç işliyor. Sadece askeri değil, diplomatik ve stratejik tüm araçları kullanan Rusya, Şaakaşvili yönetimini “onursuzca bir barışa” boyun eğmeye yada iktidardan gitmeye zorluyor. Abhazya, Osetya yanında Acara sorunu yedekte tutulmaktadır. Karadeniz otoyolundan, Polonya’daki füze üslerine kadar Amerika’nın Rusya’yı çevre ülkelerinden “güvenlik”, “kuşatma” ve “tehdit” hattı oluşturma süreci devam ederken, Rusya etrafında gittikçe güçlenen bu politikalarda büyük gedik açacak ve hatta çöküntüye yol açacak bir gelişmeyle karşı karşıya geldik.
Kafkasya"daki tarihsel ulusların en ilginç homojen örneği Osetya, Büyük Kafkaslar"ın ikiye böldüğü iki parçadan oluşmaktadır: Kuzey ve Güney. Kuzey, Rusya Federasyonu"na bağlı özerk bir cumhuriyettir. Güney ise, Gürcistan"dan tanınmamış kuzeyle birleşmeyi amaçlayan bağımsızlığını ülkeydi. Çoğunluğu oluşturan Osetler dışında Osetya’da Ruslar, Gürcüler, Ermeniler, diğer Kafkasyalı kökenli küçük etnik topluluklar bulunmaktadır. Sovyet döneminde oluşan birlikte yaşam kültünün çizgilerini günümüze kadar taşıyan Osetya, yine aynı nedenlerle "Büyük Gürcistan" şövenizminin hedef alanlarından birisidir.
Osetya , Menşevik Gürcü Hükümeti, 26 Mayıs 1918 de, bütün azınlıklara tanınan sözde eşit haklar ve kendi kaderini tayin hakkı yaklaşan "Bolşevik" tehlikesi ile yerel meclisleri kapatma kararına dönüşmüştü. 25 Şubat 1921 de Bolşeviklerin Gürcistan"da iktidar sonrasında 1922’de “Güney Osetya Özerk Bölgesi” Gürcistan’a bağlanıyordu.
Sovyetlerin çöküşü ile bu statü devam edecekti. Ama çöküş öncesinde Kuzey Osetya ile birleşmeyi amaçlayan Güney Osetya ve Gürcistan arasındaki gerginlik 1989 sonlarından itibaren tırmanmaya başlamıştı.
Güney Osetya, 20 Eylül 1990 tarihinde “Demokratik Güney Osetya Sovyet Cumhuriyeti” ni ilan etmişti. Bu gelişmeden sonra, 1991’de Gürcü birliklerinin başkent Tshinvali’ye girmesiyle çatışmalar başladı. 14 Temmuz 1992 tarihinde Ruslar, Gürcüler ve Osetlerden oluşan 4 bin kişilik barış gücü birlikleri bölgeye girerek, ateşkesi sağladı.
Güney Osetya, Rusya"nın desteğindeki bağımsızlık yanlısı yönetim ile Gürcistan hükümetinin atadığı yönetim olmak üzere iki yönetim bulunmaktaydı. Ayrılıkçı yönetimin merkezi Şinvali, Gürcistan"ın atadığı hükümetin merkezi ise Kurta"ydı.
Şinvali Bölgesinin yaklaşık yarısı ise Gürcistan hükümetinin kontrolü altındaydı. Gürcistan yönetimi, bölgedeki anlaşmazlığı sözde "barışçı görüşmelerle çözmek" için Nisan 2007’de parlamento kararıyla Güney Osetya Geçici Yönetimi’ni işbaşına getirdi. Bu yönetimin başında bulunanlar, eski ayrılıkçı yönetiminde yer alan kişilerdi. Güney Osetya geçici yönetimi, 2007 yılında bütün Gürcistan çapında ve yönetimin kontrolü dışında kalan yerlerde, bağımsızlık yanlısı Eduard Kokoiti’yi ülkeden çıkarmak için Kokoiti Fandarast adı altında barışçıl eylemler gerçekleştirdi. Fakat, evvelce diğer bir özerk bölge olan Acaristan"da Aslan Abaşidze yönetimini devirdikten sonra Gürcistan"ın Acaranın özerkliğine fiilen son vermesi Güney Osetya"daki sürecin göstermelik bir taktik olduğunu açığa çıkardı. 70 bin nüfuslu Güney Osetya, Kuzey Osetya ile birleşme düşünceleriyle, 2006’da yapılan referandumda halkın yüzde 90’ı bağımsızlıktan yana oy kullanmıştı. Gürcistan ise referandumun sonucunu tanımadı. Mihail Saakaşvili, ABD ve batının desteğiyle iktidarının korunmaya çalışarak, Büyük Gürcistan hayalini gerçekleştirmeye çalışıyor.
Gürcistan"da 3 özerk cumhuriyet bulunuyordu. Abhazya ve Güney Osetya savaşarak bağımsızlık sürecine yönelirken, Acaristan bu gelişmelerin dışında kalacaktı. Saakaşvili Acaristan"ın özerkliğine karşı saldırgan şövenizmi ile harekete geçmişti. Aslan Abaşidze"yi Acaristan’ı zorla terk edişi, özerklik statüsünü ortadan kaldırıyordu. Acaristan halkı toplu olarak “Hıristiyan”laşıyor ve Acaristan bayrağına “evangelist” haç işareti ilave ediliyordu.
Rusya’nın denetiminde bulunan ekonomik gücün temeli olan enerji kaynaklarına dayalı stratejisi, AB ülkelerini ve Batı’yı pasif bir pozisyona mahkûm etmektedir.
Gürcistan bütün bu olacakları bilerek savaşa girdi ve Rusya"yı savaşla karşısına aldı. Rusya"yı bir çatışmanın içine özellikle çekti. Osetya krizi zaten hazır olan Rusya için, ABD’nin tahmininden öte bir inisiyatif kullanarak global aktör olarak sahne almasıyla sonuçlandı.
Gürcistan yönetimi NATO"ya girme sürecini hızlandıracak “Osetya’yı Gürcü yapacak” bir oldubitti hayali kurarken, ayakta kalıp kalmama süreci ile yüzleşmiş durumda. Bu durum hem Ortadoğu hem de Kafkasya’da Batı politikalarının tıkanması ile sonuçlanacaktır. ABD açıklamaları “ateşkes” ve “Gürcistan"ın toprak bütünlüğü” vurgularından, “Rusya’nın tecridi” lafzına varmış durumda. Tecrit, uygulanabilir olmayan ama diplomatik olarak tehdidi içeren bir açıklamadır. Kafkasya’daki gelişmeler yeni iki kutuplu dünyanın çizgilerinin netleştiği süreç olmakla önemlidir.
Polonya, AB ve NATO’daki hareketliliği ile Gürcistan yönetimini desteklemek için çabalamaktadır. Rusya çevresindeki ülkelerle başlayan kutuplaşmalar iki kutuplu Dünyanın biçimlenişinin çizgilerini kalınlaştırmaktadır.
Rusya ile ilişkileri dolayısıyla Türkiye diplomatik olarak süreci sadece izlemektedir. Türkiye, Gürcistan"la askerî, teknik ve stratejik işbirliği içerisinde olmasına rağmen çatışma sürecinde açık destekten tamamen uzak durmak zorunda kalmıştır.
Bakû-Tiflis-Ceyhan Hattı (BTC), Şahdeniz-Erzurum Gaz Kemeri, Kars-Tiflis-Bakû Demiryolu Projesi gibi stratejik olgular Türkiye"yi şimdilik izleyici konumuna düşürmüştür. Gürcistan’da olası bir yönetim değişikliği Batı ve Türkiye açısından son on yıllarda üretilen politikaların çöküşü anlamına da gelecektir. ABD ve Türkiye"nin elinde Şaakaşvili yöneiminin düşmesini engelleyecek ekonomik ve diplomatik süreçlerin dışında hiç seçenek bulunmamaktadır. |
| |
08-18-2008, 02:24 AM
|
#2 | | Süper Moderator
Üyelik tarihi: Dec 2006 Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.896
Tecrübe Puanı: 3  | Cevap: Komşumuz Kafkasya'da Neler Oluyor ? ŞEWARDNADZE: YENİ SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ BAŞLADI Birgün Gazetesi Eduard Şewardnadze, 1985 yılında Michail Gorbaçov tarafından Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanlığı’na getirildi ve dönemin yumuşama politikasının mimarlarından biri oldu. Şewardnadze, iki Almanya’nın birleşmesine izin verdi ve süreç sonunda da Sovyetler Birliği dağıldı. Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanlığı’ndan istifa eden Şewardnadze, 1992 yılında bağımsızlığını ilan eden ülkesi Gürcistan’ın Kurucu Devlet Başkanı oldu. 2003’te tarihe ‘Karanfil Devrimi’ diye geçen bir ayaklanmayla şimdiki Devlet Başkanı Michail Saakaşvili tarafından devlet başkanlığından düşürüldü. Bu görüşme Almanya’nın saygın gazetelerinden Süddeutsche Zeitung’un internet sitesinde yayımlandı. »Sayın Şewardnadze, Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili, Güney Osetya üzerine yürüyerek kendi ayağına kurşun sıkmadı mı?
Değerlendirmeler için hâlâ biraz erken ama Gürcü toplumu içinde ordunun Şinvali’ye girmek zorunda olmadığı düşüncesi hâkim. Öte yandan buna hukuki hakkımız var: Devletler hukukuna göre Güney Osetya Gürcistan’a ait, orası bizim toprağımız, orada bizim halkımız yaşıyor. Haklarımızın nasıl kullanıldığı ve bunun doğru olup olmadığı ise ayrı bir soru. Bunu önümüzdeki günlerdeki gelişmeler gösterecek. Çatışmalar durdurulmuş değil. Rus askerleri hâlâ Gori’de. Ki bir de Michail Saakaşvili’nin bir politikacı olarak kendisine verdiği zararı üstüne koyarsak, Şinvali’de hiçbir şeye ulaşamadığımız görülüyor. Ordumuzu geri çektik ama çok büyük bir zayiat vererek. Yani trajik bir sonuca ulaştık. Bu sonuçlara göre, bir değerlendirme yapacak olursak, Şinvali’ye girişin savunulacak hiçbir yanı yok. »Eski siyasi dostunuz Michail Gorbaçov, Saakaşvili için “Çok büyük bir güç tarafından destekleneceği beklentisiyle Güney Osetya’ya girmiştir” dedi. Gerçekten Saakaşvili ABD’nin askeri desteğini düşündü mü?
Bu doğru olamaz. Ben Amerikalıları iyi tanırım ve Başkan Bush’un Saakaşvili’nin macerasını destekleme emri verebileceğine hiç ihtimal vermem. Bence, bütün bu olup bitenleri ‘macera’ olarak adlandırmak mümkün. »Saakaşvili, başından beri askeri olarak hiçbir zaman kazanamayacağı bir savaşa girdiğini bilmiyor muydu?
Bugün bunu Gürcistan’a ve Gürcü halkına büyük zararlar veren bir hata olarak tanımlamak mümkün. Sadece Gürcülere değil, çok sayıda Rus ve çok sayıda Oset de yaşamını yitirdi. Buna hiç gerek yoktu. Benim Gürcü hükümetiyle bir ilişkim yok. Bu kararı alırken fikrimi sormadılar. Kararları kapalı kapılar arkasında aldıkları ve halkın bilgisine başvurmadıkları şimdi açıkça ortada. Savaşa girilirken halk bilgilendirilmeli. Bu olmadı. »Güney Osetya’daki çatışma, gerçekte Rusya ile ABD arasındaki temsili savaş mı?
Ben buna inanmıyorum. ABD, Irak’ta, Afganistan’da, İran’da ve daha başka yerlerde kendi sorunlarına sahip, neden bir Gürcistan sorununa ihtiyacı olsun ki? Çok dikkatli olmak zorundayız ve benim analizlerime göre, yeni bir soğuk savaşın maddi temelleri atılmış oldu. Çek Cumhuriyeti’ne ve Polonya’ya radar sistemi yerleştirilmesini de bunun altında anlıyorum. Bunlar Rusya’yı kızdırıyor. Bunun için yeni bir soğuk savaşın başlayacağı tehlikesinden söz etmek gerçekçi. Çok uyanık olmalıyız. »Sizin zamanınızda Abhazya ve Güney Osetya fiilen otonomdu. Şimdi bu ayrılıkların etrafına askeri duvar örülüyor. Gürcistan’ın ne pahasına olursa olsun bu bölgeleri elinde tutma isteğinin ne tür bir anlamı var?
Durum son çatışmalar nedeniyle oldukça sertleşti. Bu sorunların önümüzdeki dönemde çözüleceğine inanıyorsak, şimdi artık bu düşüncemizi çok daha ileri bir zamana ertelemek zorundayız. »Rusya, Abhazya ve Güney Osetya’daki ayrılıkçılığı destekliyor ama Çeçenistan’daki, Dağıstan ve diğer bazı yerlerdekileri bastırıyor. Bazıları Kremlin’in emperyalist yönelimlere geri döndüğünden bahsediyor. Siz buna inanıyor musunuz?
Rusya’nın emperyalist tutumu çoktandır var, bu yeniden kanıtlanmak zorunda değil ki. Ama Rusya’dan ayrılmak isteyen bölgeler konusuna dönecek olursak, örnek vermek gerekirse, Abhazya Rusya’dan ayrılmak istese Abhazya’ya hiçbir zaman bağımsızlık hakkı tanınmaz. Evet, Abhazya’ya bağımsızlık tanınacaksa neden Çeçenistan’a, Dağıstan’a, Tataristan’a ve Başkiristan’a da bu hak tanınmasın? Rusya, çokuluslu bir devlet. Bunun için Abhazya’ya yaklaşımı ölçülü olmak zorunda. Rusya Abhazya’yı zaten ilgi alanına girmediği için bağımsız olarak tanımayacaktır. »Kimde büyük güç olma hırsı daha büyük: Başkan Medvedyev’de mi yoksa Başbakan Putin de mi?
Zor bir soru bu. Bildiğim kadarıyla Medvedyev ve Putin aynı kafada. Zaten Medvedyev’in Putin’in yardımı olmadan siyaset sahnesine çıkması mümkün olamazdı. Putin’in etkisi çok büyük, 8 yıl ülkenin Başkanı’ydı. Ayrıca, Duma’da çoğunluk tarafından destekleniyor. Medvedyev ise şimdiki Başkan ve yasal olarak çok büyük yetkileri var. Putin ve Medvedyev eşit ağırlıkta diyebilirim. »Moskova artık Saakaşvili’yle görüşmek istemiyor ve istifasını istiyor. Öğrenciniz olan, yanınızda yetişen, sonra da 2003’te sizi düşüren Saakaşvili’ye ne önerirsiniz?
ütün bu olup bitenlere rağmen Saakaşvili, Rusya’yla ilişkileri düzeltmenin yolunu aramalı ve öte yandan NATO’ya giriş amacı da değişmeden devam etmeli. »Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy iyi bir aracı mı?
Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy’nin yalnızca Gürcistan’ı desteklemek değil bütün bölgede barışı yerleştirmek gibi çok önemli bir rolü var. Avrupa Birliği’ne gelince: Avrupa ne kadar aktif olarak Gürcistan ve Kafkasya’da rol oynarsa, bu durum o kadar çok, bölgenin yararına olur. Ben bunu kişisel olarak destekliyorum. »Gürcistan Parlamentosu Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan ayrılmaya karar verdi. Sizce bu karar doğru mu?
Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan ayrılmak bir hata. Benim zamanımda üyelik gerçekleşti ve ben Rusya, Kazakistan, Özbekistan ve diğer devlet başkanlarıyla iyi ilişkiler gerçekleştirmek için üye olmuştum. Gerçekten de birlikte çok şey elde ettik. Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan ayrılmak Gürcistan için yarardan çok zarar getirecektir. Bu adımla da Rusya’dan biraz daha uzaklaşmış oluyoruz.
Röportaj: Bernd Oswald ve Nino Sologaşvili (www.sueddeutsche.de)
Çeviren: Selami İnce
Konu Vahdettin Yılmaz tarafından (08-18-2008 Saat 02:28 AM ) değiştirilmiştir..
|
| |
08-18-2008, 03:57 PM
|
#3 | | Süper Moderator
Üyelik tarihi: Dec 2006 Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.896
Tecrübe Puanı: 3  | Cevap: Komşumuz Kafkasya'da Neler Oluyor ? Kafkasya’da neler oluyor? Namık Kemal Zeybek Radikal Gazetesi Bir özel görüşmede rahmetli H. Aliyev anlatmıştı. Yıllarca SSCB Polit Bürosu’nda görev almış ve bütün sistemin başına geçmesine bir adım kalmış bir kişi olarak çok şey biliyordu. “Sovyetler vaktinde bir yere müdahale etmek için önce orada karışıklık çıkarılırdı.”
Aslında Cengiz Han da böyle yapardı. Yayılmacılığa, bölge veya dünya hâkimiyetine soyunmuş olan birçok gücün de yaptığı budur.
Gürcistan’ın başına geçirilen Saakaşvili işte bu fırsatı Rusya’ya verdi. Güney Osetya’ya girip Rus vatandaşlarını öldürmeye başladı.
Rusya, vatandaşlarını kurtarmak ve bölgedeki savaşı önlemek için bölge gücü olmaktan gelen yetkisini kullandı. Ve kullanıyor.
Rusya bu yetkisini nereden mi alıyor.
Gücünden elbette... Tıpkı Afganistan’a, Irak’a girenler gibi... Ya da Gürcistan’ın başındaki
E. Şwerdnadze’yi kaldırıp yerine para gücü ile Saakaşvili’yi getirenler gibi.
Hiç kuşkum yok. Gürcistan’ın başında Şwerdnadze olsaydı başına bu işler gelmezdi. Çünkü yetişmiş, bilgili ve deneyimli yöneticilerle yetiştirilmiş, az bilgili ve deneyimsiz yöneticiler arasındaki uçurum işte böyle günlerde açığa çıkar.
Şwerdnadze ile Türkiye hükümeti adına görüşmüştüm. Birçok konu yanında, Ahıska Türkleri’nin sürülüp çıkarıldıkları topraklarına geri getirilmelerini istemiştim, “İsteklerinde hakladırlar. Ancak içeride bazı sıkıntılarım var, bana biraz izin verin ortam uygun olduğunda gereğini yapacağım” demişti.
Gereğini yapmaya siyasi ömrü yetmedi.
Güçlü bir devlet adamı olduğu ağzından çıkan her cümleden besbelliydi.
Gürcistan’ın bugünkü başkanını, acılar içindeki bir hanım yurttaşı ne kadar iyi anlatıyor: “Ne kadar akıllıymışsın Saakaşvili!”
Akılsız başın cezasını ayaklar çeker demişler. Akılsız başkanın cezasını da halkı çekiyor.
Kafkasya’da olan bitenlerin görünen kısmı bu. Daha derin kavramını anlamak için tek kutuplu dünyanın tek gücü olmaya çalışanın bakış açılarını kavramak gerekiyor. Brzezınskı “Büyük Santranç Tahtası” adlı kitabında durumu ortaya koymuştu: “Avrasya ya hâkim olunmazsa, dünya hâkimiyeti tehlikeye düşer. Avrasya da Amerika’dan başka bir güç oluşmamalıdır. Lider olması muhtemel devletlerden birincisi Rusya’dır. Bu önlenmelidir.”
Bu kitabı ve benzeri kitapları ve gelişmelerin kitabını Rusların da okuduğundan hiç kuşku yok. Üstelik kendi açılarından durumu onlar da yazıyor.
Rusya ne yapacak? Tek kutuplu dünyaya razı mı olacak? İkinci bir kutbun içinde mi yer alacak? Kendisi de bölgesinin kutbu mu olacak? Bu soruların karşılığı bugünlerde veriliyor. Kanla ve barutla... Olan insanlara oluyor...
Peki biz ne yapacağız? Yine öcülerle korkutulup bir yerlere mi yamanacağız, yoksa çok kutuplu dünyanın kutuplarından birini mi oluşturacağız. Herkesin saygı gösterdiği ve hakemliği ciddiye alınan bir ülke olmakta var, birilerinin yedek gücü sayılıp karşıtlarının hedef tahtasına konulmakta...
Rusya da sayıları 25 milyon olan Türkleri ve Müslümanları, Rusya ile aramızda ebedi karşıtlık sebebi olarak görmek de var, dostluk köprüsü yaparak onlarla yakın ilişki kurmak da.
Türk Cumhuriyetleri ve bölge ülkelerinde Rusya ile ortak olmak da var, hasım olmak da... Atlantik ile de, Avrupa ile de, Asya ile de, İslam dünyası ile de, dünyanın bütün ülkeleriyle de akılcı, dengeli ilişkiler kurmak da var; Saakaşvili gibi başkalarının uydusu olup, onları kendisine uydu yaptığını sanıp, halkının başını belaya sokmakta var.
Yani, ince iştir devlet adamlığı... Sözgelimi 4 binden çok kitabı hazmederek okuyan ve
hayatı okuyan Atatürk olmak mümkün olmasa da onun yolunu ve çizgisini izlemekte mümkün değil mi? Hedefler, ilkeler, ülküler, amaçlar ile gerçekler arasında en uygun dengeyi kurarak, akıl ve bilim yolundan sapmadan. |
| |
08-18-2008, 04:15 PM
|
#4 | | Süper Moderator
Üyelik tarihi: Dec 2006 Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.896
Tecrübe Puanı: 3  | Cevap: Komşumuz Kafkasya'da Neler Oluyor ? Yeni bir Rusya: Yeni bir gerçeklik Mumia Abu-Jamal Evrensel Gazetesi Rusya ve Gürcistan arasındaki çatışma, bize bundan sonra neler olacağı hakkında fikir veriyor. Bu çatışma, Doğu Avrupa’da bir çatışma olmaktan çok, Irak üzerindeki imparatorluk macerasının ek bir sonucu olarak da görülebilir. Amerika için, Gürcistan’ın tarafında savaşıp Rusları çevrelemek çok hoş gibi görünse de, bu eylem için hazır askeri gücü yoktu. Onun yerine, Fransa Başbakanı Nicholas Sarkozy iki taraf arasında uzlaşma sağlanması çalışmaları yürütürken bu konu ABD basın çevrelerinin haber trafiğinde ikinci sıraya düştü.
ABD medyası bir kez daha, hizmet ağını abartarak Rusları çatışmayı kışkırtan taraf olarak gösterdi. Medya, geçtiğimiz ağustos ayı başlarında yayımlanan Gürcistan askeri güçlerinin ‘90’larda kanlı bir savaştan sonra bağımsızlığını kazanan dağlık ve fakirlik içindeki Güney Abhazya’daki isyancılara saldırdığını belirten haberleri görmezlikten gelerek iyi iş çıkardı.
Rus akını aynı zamanda, ülkenin 10 yıl önce amaçlarından vazgeçen ulusun uzak çığlığıyla parladığını gösteriyor. Bu hareket, Gürcistan’a olduğu kadar dünyaya da yeni, saldırgan, silahlı ve Sovyetler dönemindeki kararlı hırslı bir Rusya’nın varlığını kanıtlıyordu. Rus saldırganlığı, bir ölçüde dünyanın önde gelen petrol güçleri arasında yer alan ülkenin rezervleri sayesinde mümkün kılındı. Ki ülke, Irak işgalinden bu yana dünya çapında petrol fiyatları nedeniyle yaşanan sıkıntıya karşın artan petrol fiyatlarından kâr sağladı.
Bir devletin hareketleri diğer ülkelerin kaderini ve eylemlerini belirliyor. ABD alınganlığı, komşularına askeri saldırılar yapılırken veya İsrail Lübnan’ı baştan sona bombaladığında ve Arap liderleri savaşan taraflar arasında uzlaşma sağlanması için yalvardığında neredelerdeydi?
Amerikan Dış İşleri Bakanı Condoleezza Rice “Lübnan’daki insanlar bombalar ve yıkım görmüş olabilirler fakat bu yeni Ortadoğu’nun doğum sancıları.” demişti. Fakat bu geçmişte kaldı, şimdi ise Rusya bir olanak yakaladı, doğru zamanı bekledi ve saldırdı . Tanıdık geliyor mu ? |
| |
08-18-2008, 04:51 PM
|
#5 | | Süper Moderator
Üyelik tarihi: Dec 2006 Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.896
Tecrübe Puanı: 3  | Cevap: Komşumuz Kafkasya'da Neler Oluyor ? Rusya-Gürcistan Savaşı Kaan Kangal http://www.sendika.org/ Rusya ile Gürcistan arasındaki 5 günlük savaş Salı günü resmen sona erdi. Rus Devlet Başkanı Dimitri Medvedev Salı günü öğleden sonra Rus birliklerinin ateşkes ilan ettiğini açıkladı. Fransa başkanı Sarkozy’nin de barış planları doğrultusunda aracılık yaptığı süreçte Rusya açısından Kafkaslar’da askeri ve politik bir stabilizasyon beklentisi var.
Gürcistan’ın Güney Osetya bölgesine kendince hak ilan edip saldırmasından en çok sivil halkın zarar gördüğü biliniyor. Rus yetkililerinin yaptığı açıklamaya göre Gürcü birliklerinin saldırılarından dolayı yaklaşık 1600 kişi öldü ve 35.000 kişi de yaralandı. Güney Osetya lideri Eduard Koseiti Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırmasını Gürcistan’ın batılı patronları tarafından kullanılarak Rusya’nın bölgedeki konumunun ölçülmesi ve test edilmesi doğrultusunda bir provokasyon olarak nitelendirdi.
Güney Osetya olaylarında olduğu gibi Gürcistan’ın Abhazya ile de sorunları var. İlk olarak Abhazya bölgesine hak ilan edip saldırdığı 1994 yılından 12 sene sonra, 2006’da Gürcistan Abhazya’nın Kodori Gorge kenti ve civarını işgal etmişti. Gürcistan’ın Güney Osetya saldırısı esnasında Abhazya’yla olan çatışmanın daha da artması sonucu Abhazlar son Gürcü birliklerini de bölgeden sürdüklerini duyurdular.
Rusya’yı Güney Osetya’yı işgal etmekle suçlayan Amerikan hükümeti Gürcistan’ın Abhazya işgaline koltuk çıkıyor. Buna karşın Rusya hem Abhazya hem de Güney Osetya cephelerini Gürcistan’a karşı destekliyor. Abhazya ve Güney Osetyalılar’a Rus vatandaşlığı hakkı tanıyor ve bu bölgelerdeki çoğu yerleşimcide Rus pasaportu bulunmakta. Abhazya’da ve Güney Osetya’da durumu kontrol altına almaya çalışan Rusya her iki bölgeye şu ana kadar 9000 asker ve 350 silahlı araç yollamış durumuda.
Politik kontrolü Rusya’nın elinde olan Güney Osetya’da Gürcü saldırısını geri püskürten Rus ordusuna karşı Gürcü yetkililer Ruslar’ın Gürcistan’ın çatışmadan uzak başka şehirlerini de bombaladığı suçlamasında bulundularsa da bu iddia Rus yetkililerce reddedildi.
Başlıbaşına uluslararası bir olay olan Kafkas savaşında barış sürecinde Fransa başkanı Sarkozy rol oynadı ve İngiltere devlet başkanı Gordon Brown barış sürecinde üzerilerine düşeni yapacağını bildirdi. Öbür yandan Gürcistan’ı Güney Osetya ve Abhazlar’a karşı kışkırtan Amerikan hükümeti Rusya’yı “demokrasiyi” tehlikeye sokmakla suçladı. Irak işgali bir yana, Gürcistan’ın Abhazya’ya saldırması ve burayı işgal edişi ise anlaşılan Amerika açısından oldukça “demokratik” bir durum.
Amerikan hükümetinin Kafkaslar’daki kuklası Saakaşvili’yi muhattap olarak görmeyen Rus hükümeti Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un belirttiği gibi, Gürcistan’ın barış görüşmelerine yanaşmaması halinde Rusya’nın bölgedeki gerilime uygun biçimde önlem alacağını ilan etti. Sergey Lavrov barış planlarında diyalog partneri olarak Saakaşvili’nin alınamayacağı ve Saakaşvili’nin görevini bırakmasının barış sürecine olumlu katkıda bulunacağını söyledi. Ayrıca Lavrov Moskova’nın Saakaşvili’nin iktidardan ayrılması için bir baskı oluşturmadığını da sözlerine ekledi.
Güney Osetya’ya saldıran ve sivil halkın can ve mal kaybına neden olan Gürcistan hükümeti Saakaşvili’nin oyunlarıyla sonuna kadar durumu kendi leyhine çevirmeye çalışıyor. Devlet propagandasıyla körüklenen Amerikan hayranseverliği ve Rus nefreti kendisini tam da Amerika’nın istediği gibi halklar arası düşmanlık olarak gösteriyor.
Gürcistan’da düzenlenen Rusya karşıtı gösterilerde konuşan Saakaşvili “Bu savaşı biz başlatmadık” diyerek kamuoyuna açıkça yalan söyleme cüretinde bulunabildi. Daha da ileri giderek savaşın kaynağını Ruslar’ın “pasif” kışkırtması olarak niteleyebildi: “Gürcistan ordusu yeniden konuşlandı ve gerekirse direnmeye hazırdır. Fakat biz saldırıları durdurmak istiyoruz. Zaten saldırı bizim çıkarımıza değil. Çok sayıda insan bu çılgınlıktan etkilendi. Biz bunu başından beri engellemeye çalıştık. Anca askeri müdahele olduğunda bizim başka seçeneğimiz yoktu. Küçük bir demokrasiyiz, ama silahları bırakıp hemen teslim olmamız söz konusu olamaz. Gürcü ordusu sadece kendini korumaya çalışıyor.”(NTV-MSNBC)
Üzeri kapalı Amerikan propagandası yapan Saakaşvili dolaylı olarak saldırının Gürcistan’ın çıkarına değil, ama kendi müttefiki, daha doğrusu patronu Amerika’nın çıkarına olduğunu da itiraf etmiş oldu. Bu savunma palavralarıyla halkı kandırarak kamuoynu kendi tarafına çekmek ve Kafkasya savaşına demokrasi kılıfı giydirmek isteyen Saakaşvili kuklası bu 5 günlük savaşta hayatlarını kaybeden sivil halkın ne için canlarından olduğunu açıklayabilecek bir konumda değil elbette.
Saakaşvili pembe devrim yalanları ve Soros paralarıyla 2004 yılında iktidara geldiğinde Gürcistan civarındaki otonom cumhuriyetleri tek bir devlet merkezi altında birleştirme vaadinde bulunmuştu. Bunun dışında Saakaşvili’nin Gürcistan’ı NATO üyesi yapma planları Almanya ve Fransa’nın Tiflis’in bir Amerikan askeri üssü haline gelmesi endişesinden dolayı reddedilmişti. Ancak Amerika’nın baskılarından dolayı Gürcistan’ın NATO üyesi olmaması kararı ihlal edildi ve konu halen NATO’nun gündeminde tutuluyor.
Dünyaca ünlü Soros vakıfları üzerinden Kafkas politikasına müdahele etme konusunda büyük bir çaba sarf eden Amerikan hükümeti desteklediği sosyal, kültürel, ekonomik ve politik faaliyet ve organizasyonlar dışında Gürcistan’a 15 senedir yüklü bir askeri yardım da yapıyor. Güney Osetya saldırısı sırasında da Irak’taki işgal sürecinde görev alan 2000 kadar Gürcü askeri Amerikan savaş uçaklarıyla Irak’tan Gürcistan’a taşındı.
Amerikan’ın 1994-2008 yılları arası Gürcistan’a yaptığı askeri yardım kronolojik olarak şöyle sıralanabilir:
1994: Gürcistan Uluslararası Askeri Eğitim ve Çalışma (International Military Education and Training- IMET) programından $63,000’lık askeri yardım aldı.
1995: Gürcistan IMET’ten $85,000’lık askeri yardım aldı.
1996: Gürcistan IMET’ten $302,000 ve Amerikan ordusundan $66.000 yardım aldı. Toplam: $368,000.
1997: Gürcistan IMET’ten $312,000 ve Amerikan ordusundan $66.000 yardım aldı. Buna Dışişleri Askeri Finans merkezi FMF(Foreign Military Financing)’den gelen $700,000 da eklendi. Toplam: $1,068,000.
1998: Gürcistan IMET’ten $416,000 ve FMF’den $5,350,000 aldı. Toplam: $5,766,000
1999: Gürcistan IMET’ten $394,000 ve FMF’den $7,950,000 aldı. Buna Amerikan ordusu $19,000 daha ekledi. Bunun da üzerine ADE’den(Additional Defence Expences-Ek Savunma Giderleri Programı) $9,227,040 daha geldi. Toplam: $17,590,040
2000: Gürcistan IMET’ten $409,000, FMF’den $3,000,000, Amerikan ordusundan $3,949,000, ADE’den $575,000 aldı. Toplam: $7,933,000
2001: Gürcistan IMET’ten $481,000, FMF’den $4,490,000, Amerikan ordusundan $5,171,000 ve ADE’den $5,171,000 aldı. Toplam: $10,717,000
2002: Gürcistan IMET’ten $889,000, FMF’den $55,500,000 ve Amerikan ordusundan $3,647,000 aldı. Toplam: $60,036,000
29 Nisan 2002: Pentagon Programme of Preparation and Equipment for Georgia (PPEG)- Gürcistan için Hazırlık ve Donanma Programını resmen başlattı. Program Abhazya ve diğer bölgedeki “terörist” gruplara karşı askeri eğitim ve seminerlerin düzenleneceği 18-20 aylık bir zamanı kapsıyordu. Programın toplam maliyeti $64,000,000 civarındaydı. Bunun dışında eğitim seminerleri çerçevesinde 150 kadar Amerikan ordu görevlisi Gürcistan’a yollandı. Aynı zamanda sınır güvenliği programı dahilinde $3,200,000. da ek bir masraf oldu.
2003: Gürcistan IMET’ten $1,184,000, FMF’den $6,900,000, Amerikan ordusundan $9,825,000 ve ADE’den $4,525,054 aldı. Toplam: $22,434,054.
2004: Gürcistan IMET’ten $1,040,000, FMF’den $12,000,000., Amerikan ordusundan $7,405,000, ve ADE’den $2,786,257 aldı. Toplam: $23,231,257.
Nisan 2004: Gürcistan’ın Hazırlık ve Donanma Programı tamamlandı. Hemen ardından Gürcü birliklerin stabilizasyonu ve güçlendirilmesi programı başlatıldı. Programın ilk basamağı yine 18-20 aylık bir zaman uzunluğunda tamamlanması ön görülüyordu. Program için toplam maliyet: $60,000,000.
2005: Gürcistan IMET’ten $1,413,000, FMF’den $11,904,000, ve Amerikan ordusundan $32,044,000 aldı. Toplam: $45,361,000.
2006: Gürcistan IMET’ten $1,275,000, FMF’den $11,880,000 ve Amerikan ordusundan $106,714,000 aldı. (RIA Novosti ve Russia Today) |
| |
09-06-2008, 12:53 AM
|
#6 | | Süper Moderator
Üyelik tarihi: Dec 2006 Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.896
Tecrübe Puanı: 3  | Cevap: Komşumuz Kafkasya'da Neler Oluyor ? Jeopolitik Satranç: Kafkaslar’da Bir Küçük Savaşın Arka Planı Immanuel Wallerstein Dünya Ağustos’ta Kafkaslar’da küçük bir savaşa şahit oldu. Retorik itinayla seçilmiş olmasa bile ateşliydi. Jeopolitik, oyuncuların konumsal avantajlar peşinde koştuğu devasa bir ikili satranç oyunları silsilesidir. Bu oyunlarda, hareketleri yönetmek için halihazırdaki kuralları bilmek önemlidir. Örneğin, satrançta atları çapraz hareket ettiremezsiniz.
1945’ten 1989’a dek ana oyun Birleşik Devletler ver Sovyetler Birliği arasındaydı. Buna Soğuk Savaş deniyordu. Temel kuralları ise “Yalta” diye anılıyordu. En önemli kural Avrupa’yı iki etki alanına bölen çizgiydi. Winston Churchill buna “Demir Perde” demişti ve Stettin’den Trieste’ye kadar uzanmaktaydı. Piyonlar ne kadar Avrupa’da bir savaşı tetiklese de, ne kadar kargaşa olursa olsun Birleşik Devletler ve Sovyetler Birliği arasında gerçek bir savaş olmayacaktı. Kargaşa çıktığında, her defasında taşlar başlangıçta neredeyse oraya geri oturacak, yerinden oynamayacaktı. Bu kurala, 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması olarak tariflenen Komünizmlerin çöküşüne dek, titizlikle uyuldu.
Herkesin o zaman algıladığı gibi, Yalta kuralları 1989 itibariyle ortadan kalkmıştı ve Birleşik Devletler ve (1991’den itibaren) Rusya arasındaki oyun tamamen değişmişti. Bundan beridir temel sorun Birleşik Devletler’in oyunun yeni kurallarını yanlış anlamış olmasıdır. Kendi kendini ve başkaları da onu tek süper güç olarak ilan etti. Satrancın kurallarına göre, bu Birleşik Devletler’in satranç tahtası üzerinde dilediğince hareket edebilmesi ve eski Sovyet piyonlarını kendi etki alanının içine transfer etmesi demekti. Birleşik Devletler, Clinton ve özellikle de Bush döneminde oyunu bu şekilde oynadı.
Bunda bir sorun vardı: Birleşik Devletler tek süper güç değildi, hatta artık bir süper güç değildi. Soğuk Savaş’ın sonu, Birleşik Devletler’i iki süper güçten biri olmaktan, devletler arası sistemde reel gücün tekelden dağıtımında güçlü bir devlet olmaya doğru dönüştürdü. Birçok büyük ülke şimdi, eski iki süper güçten biriyle bağlarını kesmeden kendi oyunlarını oynayabiliyordu. Böyle de yaptılar.
İki büyük jeopolitik karar Clinton döneminde verildi. İlk olarak, Birleşik Devletler eski Sovyet uydularını NATO’ya üye olmaları konusunda az ya da çok başarılı olacak şekilde zorladı. Kilit batı ülkeleri Almanya ve Fransa bile bu yola girmeye gönülsüzken bu ülkeler NATO’ya katılmakta müteredditti. ABD’nin taktiğini, yeni elde ettikleri jeopolitik hareket serbestliğini kısıtlamaya dönük, kısmen kendilerine yönelik bir hareket olarak algılıyorlardı.
ABD’nin ikinci kilit kararı, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti içindeki sınırların yeniden düzenlenmesinde aktif bir rol oynamaktı. Bu, Kosova’yı Sırbistan’dan ayırma yolundaki kararı askeri güçle kabul ettirmesine ve uygulatmasına kadar vardı.
Rusya, Yeltsin zamanında dahi ABD’nin bu hareketlerinden rahatsızdı. Ne var ki, Rusya’nın Yeltsin’li yıllarda siyasal ve ekonomik dağılmışlığı ona yalnızca şikayet etme şansı veriyordu ki bunda da oldukça zayıftı.
George W. Bush ve Vladimir Putin’in iktidara gelişleri az çok eşzamanlı oldu. Bush, tek süper güç taktiğini Clinton’dan daha fazla izledi (Taşları kendi kararlarına göre oynatabiliyordu). Bush öncelikle, 2001’de 1972 tarihli ABD-Sovyet Anti-Balistik Füze Anlaşması’ndan çekildi. Ardından, Clinton döneminde imzalanan 1996 Kapsamlı Deneme Yasağı Anlaşması’nı ve SALT II Nükleer Silahsızlanma anlaşmasında kararlaştırılan değişiklikleri onaylamayacağını ilan etti. Bununla Birleşik Devletler, kendi Ulusal Füze Savunma Sistemi ile yoluna devam edeceğini duyuruyordu.
Tabii bir de, 2003’te Bush’un Irak’a saldırısı var. Bu genişlemenin bir parçası olarak, Birleşik Devletler önceleri Sovyetler Birliği’nin parçası olan Orta Asya cumhuriyetlerinde askeri üslerde hak iddia edip kazandı ve izinsiz uçuş hakkı kazandı. Bunun yanında, Orta Asya ve Kafkasya’daki petrol ve doğalgazın Rusya’yı baypas edecek şekilde geçtiği boru hatlarının inşasını destekledi. Son olarak, Birleşik Devletler görünüşte İran füzelerinden korunmak için Polonya’ya ve Çek Cumhuriyeti’ne füze savunma kalkanı yerleştirme konusunda anlaştı. Ne var ki, Rusya bunları kendisine yönelik hareketler olarak algıladı.
Putin, Yeltsin’den daha etkili bir atakta bulunmaya karar verdi. İhtiyatlı bir oyuncu olarak, etkin merkezi otoritesini yeniden kurdu ve Rus ordusunu canlandırarak, öncelikle kendi ülkesindeki ana üsleri güçlendirdi. Bu noktada dünya-ekonomideki akış değişti, Rusya aniden, yalnız petrol ticaretinin değil, Batı Avrupa ülkelerinin ihtiyacı olan doğalgazın zengin ve güçlü denetleyicisi haline geldi.
Putin vakit kaybetmeden harekete geçti. Çin ile bir dizi anlaşma yaptı. İran ile sıkı ilişkileri korudu. Birleşik Devletler’i Orta Asya’daki üslerinden çıkması yönünde zorlamaya başladı. NATO’nun iki anahtar bölgeye doğru -Ukrayna ve Gürcistan- daha da genişlemesi karşısında sağlam bir duruş sergiledi.
Sovyetler Birliği’nin dağılması, Gürcistan dahil, eski cumhuriyetlerin çoğunda etnik ayrılıkçı hareketlere neden oldu. Gürcistan, 1990’da Gürcü olmayan etnik bölgelerin özerk statüsüne, bunları kendilerini bağımsız devletler olarak tanımlamalarına neden olacak şekilde son vermeye çalıştı. Bunlar kimse tarafında tanınmasa da, Rusya fiili özerkliklerinin garantörü durumundaydı.
Çakan iki kıvılcım, gündemdeki bu küçük savaşın habercisiydi. Şubatta, Kosova fiili özerkliğini, hukuki bağımsızlığa dönüştürdü. Bunu Birleşik Devletler ve birçok Avrupalı ülke destekledi ve tanıdı. Rusya bu hareketin mantığının eski Sovyet Cumhuriyetleri’nin ayrılması yönünde de eşit olarak uygulanabileceği konusunda o vakit uyarmıştı. Rusya ilk kez Gürcistan’da, aniden, tam da Kosova’ya cevap olarak, Güney Osetya’nın hukuki bağımsızlığını tanıma kararı aldı.
Bu sene Nisan’daki NATO toplantısında Birleşik Devletler, Gürcistan ve Ukrayna’nın “Üyelik Hareket Planı”na kabul edilmesi için bir taslak sundu. Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık bu harekete, Rusya’yı kışkırtacağını ileri sürerek karşı çıkmışlardı.
Gürcistan’ın neo-liberal ve oldukça Amerikan yanlısı başkanı Mihail Saakaşvili artık çaresizdi. Güney Osetya’da (ve Abhazya’da) Gürcistan’da sonsuza dek kaybettiği otoritesini yeniden iddia etti. Güney Osetya’ya saldırmak için Rusya’nın bir dikkatsizlik anını seçti (Putin Olimpiyatlar’daydı, Medvedev ise tatildeydi). Şüphesiz, zayıf Güney Osetya ordusu tamamen çöktü. Saakaşvili böylece Birleşik Devletler’i (ve aslında Almanya ve Fransa’yı da) zorlayacağını umdu.
Bunun yerine, Rusya’nın Gürcistan’ın küçük ordusunu alt eden ani askeri karşılığı ile karşılaştı. George W. Bush’tan alabildiği ise yalnızca bir retorikti. Tüm bunlardan sonra Bush ne yapabilirdi ki? Birleşik Devletler süper güç değildi. Silahlı kuvvetleri Ortadoğu’da kaybetmekte oldukları savaşa bağlı durumdaydı. Her şeyden önemlisi, Birleşik Devletler’in Rusya’ya, Rusya’nın kendisine olduğundan daha çok ihtiyacı vardı. Rusya’nın Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, Financial Times gazetesindeki op-ed* yazısında Rusya’nın “Ortadoğu’da, İran’da ve Kuzey Kore’de Batı ile ortak olduğunu” üstüne basarak belirtti.
Batı Avrupa’ya gelince, Rusya gaz arzını tümüyle kontrol etmektedir. Gürcistan ve Rusya arasındaki ateşkes müzakerelerini gerçekleştirenin Condoleezza Rice değil, Sarkozy olması tesadüf değildir. Ateşkes, Gürcistan’ın iki asli tavizini içeriyordu. Gürcistan, Güney Osetya’da daha fazla kuvvet kullanmamayı taahhüt ediyordu ve anlaşma Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne hiçbir atıfta bulunmuyordu.
Böylelikle Rusya bundan eskisinden de güçlü çıktı. Saakaşvili elindeki her şeyi riske ederek sonunda jeopolitik anlamda iflas etti. İronik bir dipnot düşmek gerekirse, Irak’taki koalisyonda ABD’nin son müttefiklerinden Gürcistan, Irak’taki 2000 askerini de geri çekti. Bu askerler Şii bölgelerinde kilit rol oynuyordu ve şimdi yerlerini, diğer bölgelerden de çekilmeleri beklenen ABD askerlerine bıraktılar.
Jeopolitik satranç oynuyorsanız, en iyisi kuralları bilmektir. Yoksa mat edileceğiniz kesindir.
*op-ed; opposite-editorial: Genellikle, gazeteyi temsil eden başyazıdaki görüşün aksini savunan, yazarının kişisel görüşlerini yansıtan yazı.
15 Ağustos 2008
[binghamton.edu adresindeki İngilizce orijinalinden Açalya Temel tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]
Son Immanuel Wallerstein Makaleleri
Jeopolitik satranç: Kafkaslar’da bir küçük savaşın arka planı - Immanuel Wallerstein
Afganistan: Başkan Obama’yı bekleyen tehlike –Immanuel Wallerstein
"Irak’taki 'Büyük Dalga'* işe yaradı mı?" -Immanuel Wallerstein
"Sertlik yanlıları diplomatik olmaya karar verince" –Immanuel Wallerstein
Obama’nın zaferi mi? Ne kadar büyük? Nereye kadar? -Immanuel Wallerstein Sendika.Org |
| |
09-08-2008, 02:28 AM
|
#7 | | Süper Moderator
Üyelik tarihi: Dec 2006 Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.896
Tecrübe Puanı: 3  | Cevap: Komşumuz Kafkasya'da Neler Oluyor ? Karadeniz Isınırken... Hüseyin Baş http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&kid=53&hn=0 Değişen Dünyadan- Gürcistan’ın ABD’nin Soros destekli etkin yardımlarıyla iktidara gelen başkanı Saakaşvili’nin politik ve askeri yoğun hazırlıklardan sonra Güney Osetya ve Abhazya’yı topraklarına katmak için, Rusya’nın uyarılarını ‘blöf’ sayıp silahlı saldırıya geçmesinin hezimetle sonuçlanması sonrasında sözü geçen iki bölgenin bağımsızlıklarını ilan etmeleri ve bunun Rusya tarafından tanınmasıyla Saakaşvili “evdeki bulgurdan da olmuş” görünmektedir. Ama kimse Amerikan güdümünde ve NATO’ya üye olmak için yanıp tutuşan Saakaşvili iktidarının, Washington’dan habersiz, tek başına böylesi umutsuz bir maceraya atılmış olmasına ihtimal vermemektedir. Görünen o ki Rusya’nın harekete geçmeyeceği ile ilgili hatalı öngörü Saakaşvili’den değil, bizzat Washington’dan kaynaklanmaktadır.
ABD, giderek daha net ve açık biçimde Amerikan yörüngesine yerleşen AB ve bizim sadık Amerikancılarımıza bakılırsa Kafkasya’yı, ardından Karadeniz’i karıştıran Güney Osetya’ya saldıran Saakaşvili değil, saldırıya karşı koyma cüreti gösteren Rusya’dır!
***
Dünyanın gözü önünde daha iki hafta öncesinde olup bitenlerin ardından Saakaşvili’yi “kumar oynadı ve kaybetti” diye eleştirenler bugün, toparlanıp olayları kimin ve ne için tetiklediğini unutmuş görünerek eleştiri oklarını saldırgana ve azmettiricisine değil, ani bir dönüşle saldırıyı püskürten Rusya’ya yönelttikleri gözden kaçmamaktadır. Özellikle de Güney Osetya ve Abhazya’nın Rusya tarafından tanınması konusundaki eleştirilerin sınırı yok. Balık hafızalılar daha dün Sırbistan’ın “toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını” dillerinden düşürmeyenlerin Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesini nasıl destekleyip tanıdıklarını unutmuş görünüyorlar. Tıpkı kimi çok bilmiş, Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığını tanımayan Şanghay işbirliği örgütünde yer alan Çin ve Orta Asya ülkelerinin tanınma konusunda bazı rezervlerle de olsa Moskova’ya destek vermelerini, Kuzey Kıbrıs’ın yıllardır anlaşılır nedenlerle neredeyse kimsenin tanımadığını unutarak, bu iki minik ülkeyi dün bir bugün iki, yeteri sayıda devlet tarafından tanımadığı için eleştirmeye kalkmaktadır. Komplonun içinde olanlardan Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığını tanımalarını beklemek, safdillikten de öte bir şeydir. KKTC, tanıyanı az olmasına karşın yaşıyor. Küba emperyalizmin ambargolarına karşın yıllardır dimdik ayakta.
Savunma sorunları, uluslararası ittifaklar ve stratejiler uzmanı Alain Joxe’a göre “Gürcü liderin Rusya’nın Güney Osetya’ya saldırmasına tepkisiz kalacağını düşünerek bu maceraya giriştiğine inanmak zor. Buna inanacak derecede budala olmadığına göre saldırıya Washington’ın Rusların tepkisiz kalacağı öngörüsüne güvenerek girişmiş olması ihtimali daha güçlü görünmektedir.” Ayrıca saldırı düşüncesi aniden oluşmuş da değildir. Uzun ve yoğun politik ve askeri hazırlıkların ürünü olarak ABD ve NATO’nun Rusya’yı dört yanından kuşatma stratejisi içinde yer almaktadır. Alain Joxe’un söyleşiyi yapan gazetecinin “Gürcistan’ın saldırıyı ABD’nin kışkırtmasıyla göze aldığını mı düşünüyorsunuz” sorusunu “Evet, öyle düşünüyorum” diye yanıtlaması, kuşkusuz, boşuna değil. Zira bu düşüncesine, gazetecinin “ABD neden bölgeyi bu denli açık biçimde karıştırmaktadır” sorusunu yanıtlarken açıklık getirmektedir: “Bu krizin aniden ortaya çıktığına inanmak zor. Afganistan savaşı, Irak savaşı, uluslararası düzeyde engellenen İran savaşı gibi, üç savaşta başarıya ulaşamamasına, ittifakların iyi işlememesinin yarattığı düşkırıklığının da eklenmesi, ABD’nin bir başarısızlık sendromunun etkisi altına girmesine yol açmıştır. Bu yüzden dünya liderliğini vurgulamak için en iyi yolun, eskinin ‘Rus şeytanı’ öcüsünü ısıtarak yeniden sahneye koymaya karar vermiştir.” (Alain Joxe’la söyleşi. L’Humanite, 29.08.08)
Rusya’nın Saakaşvili’nin hatasından yararlanarak yeni dünya düzenindeki gücünü göstermesiyle ilgili savlara ise Alain Joxe karşı çıkıyor: “Bu doğru değil. Rusya, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, ‘fetih’ şöyle dursun, tam tersine ‘toprak kaybedip durmaktadır.’ Yayılma evresinde olan Birleşik Devletler’dir. Baltık ülkeleri dahil çok sayıda eski Sovyet cumhuriyeti ABD’nin koruması altındadır. Birleşik Amerika’nın bugünkü hedefi ise Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO’ya üyeliğini sağlamaktır.” Bu konuda ne denli kararlı olduğunu Karadeniz’e savaş gemileri göndererek açıkça ortaya koymuştur.
Ancak Rusya da geri adım atmaya niyetli görünmemektedir. Güney Osetya ve Abhazya olayı bunun açık kanıtıdır. ABD, AB ve NATO’nun Karadeniz’de silah göstermesi ise salt Ukrayna ve Gürcistan’ı değil, Hazar bölgesi dahil tüm Kafkasları hedeflemektedir. Barış için asıl tehlike de kanımızca, bu noktadadır.
Rusya’yı Gürcistan saldırısını önlediği için ABD emperyalizmiyle aynı sepete koyma çabasında olanlara ise şunu anımsatmak gerekiyor. Tek kutuplu bir dünyada saldırmadık, istila etmedik, yakıp yıkmadık ülke bırakmayan, çokuluslu küresel şirketleriyle çok sayıda ulusu birden soyup soğana çeviren ABD ve yardakçılarının suçunu hafifletmek adına, Gürcistan saldırısını püskürten Rusya’yı emperyalizmle hiçbir ilişkisi olmadığı halde aynı sepete koyma çabaları soğuk savaşın çoktan tedavülden kalkmış Amerikan patentli alışkanlıkları arasındadır. İşe yaradığı ise son derecede kuşkuludur! |
| |
09-10-2008, 12:34 AM
|
#8 | | Süper Moderator
Üyelik tarihi: Dec 2006 Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.896
Tecrübe Puanı: 3  | Cevap: Komşumuz Kafkasya'da Neler Oluyor ? Kafkasya Savaşından Ders Çıkarmak... Hüseyin Baş www.cumhuriyet com.tr Ne savaşa hazırlanıp Güney Osetya’ya saldıran Saakaşvili, ne de destekçisi ABD uğranılan hezimetten ders almışa benziyor. Saakaşvili ve destekçileri hiçbir şey olmamış gibi yola devam etme kararında görünüyor. Gürcistan’da yüz binler, tıpkı ABD ve AB gibi yenilginin mimarına destek verirken durduk yerde kaybettikleri Güney Osetya ve Abhazya’yı geri almanın düşünde.
Birleşik Devletler Gürcistan’a ‘insani yardım’ın yanı sıra ilk ağızda bir milyar dolarlık ekonomik yardım sağlayacağını açıklıyor. AB dönem başkanı Sarkozy’nin dışişleri bakanı Kouchner’in yüksekten atarak AB’nin Rusya’ya ağır cezalar kesileceğini açıklamasına karşın, kuşkusuz Rusya ile olan kapsamlı enerji anlaşmalarını tehlikeye atmama ferasetini göstererek, Rusya’ya keseceği ağır faturayı düyuna bırakarak gerilimi geçiştirme yolunu seçiyor. Akıllı, ama aynı zamanda zorunlu bir tutum.
W. Bush yönetiminden aynı feraseti beklemek, kuşkusuz beyhude. Tam tersine savaşa doymayan başkan giderayak yeni savaşlara gerekçe hazırlamak için, ‘insani yardım’ bahanesiyle Karadeniz’e savaş gemileri gönderip Irak savaşının önde gelen şahinlerinden Başkan Yardımcısı Dick Cheney’yi Ukrayna’ya, Gürcistan’a, Azerbaycan’a koşturarak Kafkasya’nın petrol kaynakları ve enerji yollarına ilgisinin sürdüğünü, çevre ülkeleri NATO’ya üye yaparak ya da oralara füze kalkanları yerleştirerek Rusya’yı kuşatma planından vazgeçmediğini en açık biçimiyle ortaya koymakta sakınca görmemektedir.
Avrupa Birliği’nin Rusya ile olan gerilimi yatıştırma çabalarına karşın, Saakaşvili ve ABD’nin saldırı öncesindeki tutumlarını sürdürmeye kararlı oldukları gözlemlenmektedir. Nitekim, Rusya Başbakanı Vladimir Putin’in, Washington’ın Gürcistan’a insani yardım ulaştırmak için neden yük gemileri yerine savaş gemilerini seçtiği ile ilgili sorusuna geçerli bir yanıt vermekte zorlandığı da gözden kaçmıyor. Açıkça görünen o ki Birleşik Devletler Karadeniz’e savaş gemilerini yollayarak, bir yandan Gürcistan’a geç de olsa moral vermenin yanı sıra Rusya’ya silah göstererek gözdağı vermeyi ve gerilimi sıcak tutmayı amaçlamaktadır.
Ama Rusya Başbakanı V. Putin’in “Washington’ı etnik bir anlaşmazlığın taraflarından birine silah ve politik destek sağlamakla” suçlamasıdır. Rusya Başbakanı 29 Ağustos 08’de Alman televizyonu ARD ile yaptığı ve Rusya hükümetine ait sitede yayımlanan söyleşide, ABD yönetiminin savaşı Beyaz Saray’ın iki adayından birine yardım etmek için kışkırttığını ileri sürmektedir. Yardım edilmek istenen ise, kolaylıkla anlaşılacağı gibi Cumhuriyetçilerin adayı McCain’den başkası değildir. Rusya Başbakanı Putin konuyla ilgili görüşlerini şöyle sürdürüyor: “Bütün bunların küçük bir ‘zaferin’ sağlanması için yapıldığını sanıyorum. Zaferin yenilgiyle sonuçlanması durumunda ise Rusya ‘düşman’ ilan edilerek seçmenlerin Cumhuriyetçi adaya yönelmeleri sağlanacaktı!”
Rusya Başbakanı Putin’in 29 Ağustos 08’de söyledikleri ilk bakışta bir fantezi sayılabilir. Ancak W. Bush’un, Vladimir Putin’den beş gün sonra McCain’le ilgili söylediklerine bakıldığında Rusya Başbakanı’nın görüşlerinin fantezi olmadığı açıkça anlaşılmaktadır. W. Bush’un Cumhuriyetçilerin 3 EylüI 08’de gerçekleştirilen kongresine video konferansla bağlanarak yaptığı konuşma, özetle şöyle: ‘John McCain ülkenin başkomutanlığı için gereken cesarete ve öngörüye sahiptir. 11 Eylül’ün derslerinin akılda tutulması gereken bir dönemde başkan olarak ihtiyaç duyduğumuz kişi “John McCain”dir.’ Ve McCain’in destekçisi senatör Lieberman: ‘Savaştaki bir Amerika için en iyi seçim McCain’dir.’ Birleşik Devletler’de seçimin kazanılması için, özellikle adaylar arasında küçük marjların sonucu etkileyebileceği durumlarda, dünyayı ateşe vermek dahil, her şey mubahtır!
Bu açıdan yaklaşıldığında W. Bush yönetiminin Sayın Gül’ün Erivan ziyaretini de ‘seçim malzemesi’ kapsamında gördüğü anlaşılmaktadır. 90 küsur yıllık husumetin 90 dakikalık bir futbol karşılaşmasında çözüme ulaşmasını, kuşkusuz, kimse beklemiyor. Amaç Türkiye kapısının açılarak ekonomik sıkıntıda olan Ermenistan’ın dış dünya ile ticaretini kolaylaştırmakla sınırlı. Bunun ABD’nin güçlü Ermeni diyasporasını fazlasıyla memnun edeceğinden ve Ermeni oylarının daha yoğun biçimde McCain’e yöneleceğinden kuşku yoktur. Böylece, politik gücünü ve etkisini ‘soykırım’ın canlı tutulmasıyla sağlayan Ermeni diyasporası, ‘soykırım’ savlarından zerrece taviz vermeden, kapının açılması ve Ankara ile ilişkilerin normalleşmesi olasılığında bile, tıpkı W. Bush ve McCain gibi kazançlı çıkacaktır. Türkiye ise boş yere kırdığı geleneksel dostu Azerbaycan’ın bir gazetesinin dediği gibi bu işten ‘sıfır çekecektir!’ Ama yolculuk öncesi Sayın Gül’ün W. Bush’u arayarak Erivan’a gideceği müjdesini vermesi ve başkanın bundan duyduğu memnuniyet, sanırız devletin yüksek çıkarlarının da üstünde görülmektedir.
Ermenistan’la ilişkilerin normalleşmesini kim istemez. Ama dış politikada hiçbir şey almadan her şeyi vermek ulusal çıkarlara aykırıdır. Bunu göremeyenlerin, birilerini hoşnut etmek için yaptıkları yanlışın faturasını ödemeleri kaçınılmazdır.
9 Eylül 2008 - Cumhuriyet
-------------------------------------------------------------------------------- |
| |
09-10-2008, 12:46 AM
|
#9 | | Süper Moderator
Üyelik tarihi: Dec 2006 Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.896
Tecrübe Puanı: 3  | Cevap: Komşumuz Kafkasya'da Neler Oluyor ? Türkel Minibaş - Göz Ucuyla Misillemeyle Rus Pazarı Korunamaz!
Bilmem farkında mısınız, hükümetlerin ekonomi tarihimize armağan ettiği skandallara geçen hafta bir yenisi daha eklendi. Bu seferki büyük olasılıkla tarihe “Rusya’ya misilleme” başlığıyla geçecek.
Nasıl geçmesin ki! Ticaretten sorumlu devlet bakanımız Rusya’nın ticari engellemelerine ‘misilleme’ yapmak için Rus mallarına “kırmızı hat” uygulamasına başlanacağını açıklamış ve… Geçen pazartesi uygulama başlamışken AKP’nin bir başka bakanı da “Yok öyle bir şey, Bakanlar Kurulu’nda Kürşad Türzmen’in önerisi reddedildi” demişti!
Anlaşılan, AKP’nin içindeki iletişim kanalları yine tıkanmış, kararlar Bakanlar Kurulu’nun Devlet Bakanı’na zamanında iletilememişti. İşin bu kısmı AKP’nin iç işlerine girer bizi ilgilendirmez ama... Zarara uğrayacak olan da Türkiye!
Zira, misilleme taraflar üzerinde tehdit oluşturduğundan uluslararası ticarette pek başvurulan bir yol değil. Özellikle de global düzenin serbest piyasa ekonomisinde!
Üstüne üstlük misilleme yapmaya kalktığınız enerji gereksiniminizi karşıladığınız Rusya gibi bir devse bir bakarsınız ki kaş yapayım derken göz çıkıvermiş! Zira, uluslararası ticarette misilleme yapabilmek için:
1. İç ve dış siyasi konjonktürün eşzamanlı olarak değerlendirilmesi; uluslararası krizin yaygınlaştığı dönemlere denk getirilmemesi;
2. İhracatçı ve ithalatçının misillemeyle uğrayacağı çıkar kaybının önceden fiyatlandırılması;
3. Misilleme yapılacak ülkeden yapılan ithalatın yerli mal ve hizmetlerle ikame edilebilir ya da... İthalatın farklı ülkeye kaydırılabilir olması;
4. Misilleme yapılacak ülkeye ihraç edilen ürünlerin o ülke pazarında vazgeçilmez olması gerekir.
Kısacası, petrol-doğalgazda bağımlılığı kesinleşmiş bir ülkenin TIR’larını Rusya sınırda bekletti diye misilleme mümkün değil. Hele hele misilleme yapmaya kalktığınız ülkede ithalatçı firmalar ağırlıklı olarak Türk menşeli ise!
Geçen haftaki skandal da zaten böyle oluştu. Gündem çok hızlı değiştiğinden diğerleri gibi kaynadı gitti. Ardında ise:
- Rusya’nın kısa süre önce sebze-meyve ticaretine getirdiği engellerin bilinmesine rağmen Kürşad Tüzmen’in misilleme önerisini kimlerin danışmanlığında hazırladığı;
- Bakan Tüzmen’in Bakanlar Kurulu kararını beklemeden böyle bir uygulamayı neden basına bildirdiği;
- Önerinin Bakanlar Kurulu’nda kabul edilmeden uygulama aşamasına gelmesinde hangi etmenlerin etkili olduğu;
- Hükümetin devlet bakanlığı görevini verdiği bir siyasinin ardında neden durmadığı ve de...
- Rusların çifte fatura düzenlediğini iddia ettiği Türk menşeli firmalar için nasıl bir uygulamanın düşünüldüğü..
gibi soruları bıraktı.
Rusya pazarını kaybeder miyiz?
Türk-Rus İş Konseyi Başkanı Turgut Gür’ün açıklamalarına bakılırsa Rusya’yla son aylarda yaşanan tıkanıklığın Türkiye ihracatına faturası 1 milyar dolar civarında olacak. Bunun üretici-ihracatçı üzerindeki faturası tabii ki daha ağır olacak.
Öte yandan Türkiye, enerji dışındaki ithalatının büyük kısmını Rusya’daki Türk firmalarından yaptığından Türkiye’den gelen talebin daralması Rusları fazla etkilememekte. Türk firmalarının kazancının düşmesine neden olmakta! Zira:
• Türkiye’nin Rusya’dan ithal ettiği ürünler ağırlıklı olarak doğalgaz, petrol, kömür, petrokimya gibi zorunlu gereksinimler. Dolayısıyla, gümrüklerde oluşan en ufak bir gecikme bile üretim üzerinde etkili olmakta!
• Türkiye Rusya’dan 30 milyar dolar civarında ithalat yaparken Rusya’ya yaptığı ihracat ise 8 milyar dolar civarında. Yani, ithalat ihracatın 3.7 kat üstünde!
• Türkiye’nin Rusya’ya ihraç ettiği ürünler ise Rus pazarının farklı ülkelerden karşılayabileceği ürünler.
Kısacası, Türkiye’nin bırakın Rusya’ya misilleme yapmasını nazlanması bile söz konusu değil. Hele hele önünde petrol ve doğalgaz talebinin artacağı beş aylık kış mevsimi varken! turkmini@superonline.com |
| | | Seçenekler | | | | Stil | Normal |
Yetkileriniz
| You may not post new threads You may not post replies You may not post attachments You may not edit your posts HTML KodlarıKapalı | | | Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:35 PM . | |