| |
12-01-2008, 01:43 AM
|
#11 | | Kıdemli Üye
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 621
Tecrübe Puanı: 1  | Cevap: Ben Deniz Baykal Olsam…Ataol Behramoğlu
İŞTE SİZE EMEKÇİ CHP
Nadir Nadi’nin 18 Ocak 1951 günü, DP iktidara geldikten sekiz ay sonra Cumhuriyet’te yayınladığı başyazıyı birlikte okuyalım, bazı satırların altını çizerek:
(…) öğrendiğimize göre Demokrat Parti hükümeti ücretli hafta tatillerine dair bir kanun tasarısını Büyük Millet Meclisi’ne getirmek üzeredir (…) o vaid, yaşadığımız şartlar pek de hesaba katılmadan biraz acele varılmış bir karardır.
(…) Şimdi biz, (…) kimsenin akıl etmediği yahud henüz göze alamadığı ücretli hafta tatillerini yurdumuzda ihdas edersek durum ne olacaktır? Müsaadenizle arz edeyim, durum şu olacaktır: Pazarları çalışmak zaten kanunla yasaktır. Bir işçiye çalışmadığı pazar günü için para vermek, onun gündeliğine yüzde on beş nisbetinde bir zam yapmak, binaenaleyh istihsal edilen nesnenin maliyetini muayyen bir nisbette arttırmak demektir.
(…) halbuki 14 Mayıs’tan önce Halk Partisi’nin bol keseden vaat ettiği ve Demokrat Parti’nin de fazla düşünmeden kabul ettiği ücretli pazar tatilleri, dediğimiz gibi pratik hiçbir sosyal faydası olmayacak bir zamdan ibarettir. İşçi vatandaşlarım bu gerçeği kabul etmekte her halde güçlük çekmeyeceklerdir. İyi niyetinden şüphe etmediğim Menderes hükümetinin bu dava üzerinde biraz daha dikkatle durmasını ve ele aldığı konuyu milli menfaatlerimiz hesabına işe yarar bir şekilde geliştirmesini görmek isterdim.
Evet, ’sağcı’ Menderes yönetimi, işçiye ücretli pazar tatili getiriyor, solcu Nadir Bey buna karşı çıkıyor!
Demek DP iktidara geldiğinde ‘karşı devrim’ başlamış, bazı arkadaşlar öyle diyorlar.
Gene o yazının yayınlandığı yıl, 1951 yılı, Adnan Menderes bir de ‘Atatürk’ü Koruma Kanunu’ çıkarıyor ve karşı devrim başlıyor…
Cumhuriyet Gazetesi savaş yıllarında Almanya’yı destekliyor ve bu devrimcilik oluyor.
CHP yönetimi gene aynı dönemde Varlık Vergisi salıyor, Yahudi vatandaşların belini kırıyor ve bu devrimcilik oluyor.
Grev hakkı yok, örgütlenmek yasak, bu devrimcilik. Türk-İş Konfederasyonu ancak 1952 yılında, Menderes devrinde kuruluyor, o karşı devrim.
CHP yönetimi sosyalist partileri kapatıyor, bu devrim. İki kere hem de, yirmi yıl arayla, devrimin iki aşaması.
Savaştan sonra ilk kez bir Amerikan gemisi, Missouri zırhlısı İstanbul’a geliyor, Abanoz Sokağı genelevleri Amerikalı denizcilerin yararlanmaları için baştan aşağı badana ediliyor, bu da devrim.
1946 seçimleri ‘gizli oy, açık tasnif’ ilkesine göre değil, tam tersine ‘açık oy, gizli tasnif’ ilkesine göre yapılıyor, oy verme işlemi sırasında seçim sandıklarının başında üniformalı jandarma bekliyor, devrim.
Nazım Hikmet ve Kemal Tahir, işlemedikleri bir suçtan dolayı on iki yıl hapis yatıyorlar, devrim.
Onları bağışlayan, salıveren Adnan Menderes oluyor, karşı devrim.
1968 yılında ‘milli bakiye seçim sistemi’ Demirel’le anlaşmalı olarak kaldırılıp Türkiye İşçi Partisi’nin bir daha meclise girebilmesi önleniyor, devrim.
12 Mart döneminin faşist dikta yönetimlerine bakan, hatta başbakan verilerek destek olunuyor, devrim.
alın size chp bu parti ne zaman işçi dostu olduki şimdi sokakta yakaladığı başörtülülerin yakasına rozet takıyor her devrin partisi buna denir biraz devrimci biraz faşist biraz kominist biraz dinci karışımı bir şey bunun adını siz koyun bu sosyal demokrat parti olabilirmi
Konu Harun_Ozturk tarafından (12-01-2008 Saat 09:52 AM ) değiştirilmiştir..
|
| |
12-01-2008, 01:52 AM
|
#12 | | Kıdemli Üye
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 621
Tecrübe Puanı: 1  | Cevap: Ben Deniz Baykal Olsam…Ataol Behramoğlu 85 YILLIK CHP DÜZELİRMİ DERSİNİZ BİRAZ ZOR AMA BEKLİYORUZ
Altı ok, altı ilkeyi simgeliyordu... Bunların “cumhuriyetin temel ilkeleri” olduğu söyleniyordu, aynı zamanda “kendini devletle özdeş sayan” Cumhuriyet Halk Partisi’nin de temel ilkeleriydi, bayrağına da girmişti... Nelerdi bunlar?
Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, devrimcilik, devletçilik, halkçılık, laiklik... Güzel şeyler. Hiçkimse ağzını açamaz, hiçkimse karşı çıkamaz. Akan suları durduran bir ilkeler ki ilelebet payidar kalacak bir ilkeler...
Aralarında demokrasi, düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü, sosyal adalet, hukuk devleti falan gibi kavramlar yok. O kadarcık kusur kadı kızında bile bulunur.
Bakalım bu güzellikler uygulamada ne sonuç vermiş, nasıl yorumlanıp nasıl hayata geçirilmiş? Şu lafların içini dolduralım:
1) Cumhuriyetçilik: Şekilde kaldı. Değişmez ve putlaştırılan bir cumhurbaşkanı, padişahın yerine geçirildi, o kadar. Tek parti diktası kuruldu. Halka, serbest seçimle yönetici değiştirme hakkı da tanınmadı. Celal Bayar’a kadar hiçbir devlet başkanımız seçim kazanarak gelmemiştir, bu Osman Gazi için de geçerlidir, “İsmet Gazi” için de...
2) Milliyetçilik: Irkçılığa dönüştürüldü. “Güneş-dil teorisi”, “Hitit Türkleri” gibi bilim dışı olmadık saçmalıklar icat edildi. Eğitimde beyin yıkama yolu seçildi. Faşist İtalya ve Almanya’dan, komünist Rusya’dan “yavrukurt örgütü”, “gençlik spor şenlikleri” gibi uygulamalar ithal edildi. Azınlıkların bir kısmı gönderildi, kalanlar da baskı altına alındı. Yasal kılıf içinde de olsa “etnik temizlik” yapıldı. Temizliğin yasal olmayan kısmı daha önce başkaları tarafından yapılmış, asmaya kesmeye artık gerek kalmamıştı. “Kamu görevlerinin dışında tutmak”, “özel vergi salmak” gibi daha ince yöntemler uygulandı.
3) Devrimcilik: Asla bir “sosyal devrim” şeklinde algılanmadı. Devrim, bir “yaşama biçimi devrimi” oldu ve serpuş, yazı, takvim, tatil günü vesaire değiştirildi. Ecevit bunlara “üstyapı devrimi” demiştir ama bunun hatırlatılması bugün birçok ulusalcıyı rahatsız edecektir. Türk devrimi Fransız devrimine benzetilmeye çalışıldı ama uzaktan yakından ilgisi yoktu.
4) Devletçilik: Ekonomide serbest piyasa düzeninden güdümlü ve tekelci devlet kapitalizmine dönüldü. Bu yüzden yokluk ve kıtlık çekildi. Yabancı sermaye kovulduğu, yerli sermaye çok yetersiz kaldığı için dişe dokunur hiçbir yatırım yapılamadı, yoksulluk ve geri kalmışlık çemberi kırılamadı.
5) Halkçılık: Lafta kaldı. Halka hiçbir özgürlük bırakılmadı. Lafta kalan halkçılık kavramı daha sonra “köycülük ve köylücülük” şeklinde yozlaştırıldı, ama köylüyü kalkındırmak değil, onu kontrol altında tutmak amacı güdüldü. Sosyal değişim istenmedi. Köylüyü işçi sınıfına dönüştürmek hiç mi hiç arzu edilmedi, toplumsal hareketlilikten çok korkuldu.
6) Laiklik: Klasik tanımı olan “din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” değil, “dinin devlet tarafından baskı altına alınması” şeklinde yorumlandı. Din adamı devlet memuruna dönüştürüldü, merkezi din otoritesi başbakanlığa bağlandı. “Ruhban sınıfı” tasfiye edildi. (İslam’da ruhban sınıfı yoktur diyenlere inanmayın, vardır. Olmaması sosyoloji bilimine aykırı kaçardı.) Baskı altına alınan din, daha sonra “patlama” şeklinde gündeme geri geldi. Tıpkı, darbe ya da muhtıralarla baskı altına alınan halk iradesinin daha sonra çok daha güçlenmiş olarak geri dönmesi gibi!...
Altı ok zagonunun hüküm sürdüğü yıllarda ayrıca basın özgürlüğü de yoktu, sendika özgürlüğü de yoktu, grev ve lokavt hakları da yoktu.
İşte gördünüz, halk fırsatını bulur bulmaz onu niçin başından attı ve 1950 yılından beri CHP’ye iktidar vermiyor, anladınız.
Ama isterseniz, halkın özgürlük ve refah arayışını “karşıdevrim” olarak niteleyip elli yedi yıl daha nal toplamaya devam ediniz. Mustafa Sarıgül bile “bu şekilde CHP ancak 2059 yılında seçim kazanır” diyor...
Kendisini düzeltiyorum, 2159 yılında bile kazanamaz! Deniz Baykal, Irmak Kaykal, Dere Çaykal, Mustafa Sarıgül, Mahsun Kırmızıgül, Yılmaz Morgül, hiç farketmez.zor dostum zor.
Konu Harun_Ozturk tarafından (12-01-2008 Saat 09:49 AM ) değiştirilmiştir..
|
| |
12-01-2008, 01:58 AM
|
#13 | | Kıdemli Üye
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 621
Tecrübe Puanı: 1  | Cevap: Ben Deniz Baykal Olsam…Ataol Behramoğlu BİLGİSAYARIMDA ESKİ YAZILARIN İÇİNDE BİR YAZI KİME AİT OLDUĞUNU HATIRLAYAMADIM YAZARINDAN ÖZÜR DİLEYEREK NOKTA KOYALIM
“CHP aslında 1945’te bitmiştir”...
Yani, 1950 yılında iktidardan bir daha dönmemek üzere düşünce değil de, çok partili sisteme geçildiği, DP kurulduğu zaman işi bitmişti aslında... Haksız değil.
Bütün Türk siyaset bilimi camiasından da, üniversite kürsülerinden de, Türk basınından da rica ediyorum: Artık şu “çok partili sisteme geçmek” lafından vazgeçiniz, onu “çok partili sisteme geri dönmek” yapınız. Çünkü yanıltıcı oluyor. Türkiye’de 1908 yılından 1925 yılına kadar çok partili sistem vardı! Bunu “Milli Şef icat etmiş ve Türk milletine armağan etmiş” gibi bir sahtekârlığı bırakınız, size faydası yoktur! Onu ortadan kaldıran da İnönü oldu, geri getirmek zorunda kalan da...
Elbette... Çünkü CHP, bilinen şekliyle bir “parti” değildir.
Bir bürokrat yönetim mekanizmasıdır. Zorlama ve yapay bir oluşumdur.
CHP, imparatorluğun yıkılması ve işgale uğramamız üzerine yurdun çeşitli yerlerinde kurulmuş olan “müdafaa-yı hukuk cemiyetlerinin”, yani “hakları savunma derneklerinin” birleştirilmesiydi... Bunları kuranlar, iktidardan düşmüş İttihat ve Terakki Fırkası’nın yerel yöneticileriyle oralarda işsiz kalmış Teşkilat-ı Mahsusa ajanlarıydı...
Bu örgütlenme filizleri, yeni bir partiye dönüştürüldü.
Varlık nedenini açıklamak üzere de “imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz” yalanı ortaya atıldı. Oysa, imtiyazsız ve sınıfsız toplum olmazdı, bu ancak Karl Marx’ın gündüz gözüyle kurduğu düşlerde geçerliydi.
Aristokrat sınıfı yoktu, işçi sınıfı yok denecek kadar cılız, burjuva sınıfı büyük ölçüde gayrımüslimdi, onların da çoğunluğu yeni sınırlarımızın dışında kalmışlardı, bir kısmı öldürülmüş, bir kısmına göçettirilmişti. Memlekette iki “başat” zümre vardı: Bir köylü kitlesi, bir de bürokrasi... CHP, bu iki unsurun “zoraki” ittifakı oldu.
Sonra, ikinci savaş yıllarında “taş gibi memur ekonomisi artık herkesi boğar duruma gelince” öküz öldü, ortaklık ayrıldı, zengin köylüler ve İstanbul burjuvaları, yoksul köylünün sırtına binerek bürokrasiyi iktidardan indirdiler.
CHP, hiçbir serbest seçimi kazanamamıştır. Kazanamaz da.
Şimdi ben söyleyince elektrik çarpmış gibi olacaksınız: Atatürk de, İnönü de, siyasi rakiplerine karşı hiçbir seçim kazanmamışlardır, ayrıca özel sektörde de hiç çalışmamışlardır! Askeri okula kayıt yaptırdıkları günden beri 10 Kasım 1938 ve 25 Aralık 1973 günlerine kadar ücret değil maaş almışlardır ve hiçbir geçim kaygısı da yaşamamışlardır!
Deniz Baykal bunu çok iyi biliyor.
Sekiz aydır Deniz Baykal’a yoğun şekilde hakaret ediliyor ama Deniz Baykal hiçbir şey yapamayacağını, hiçbir seçimi kazanamayacağını çok iyi biliyor... “Ana muhalefet liderliğine dünden razı” görünmesi, kimilerinin sandığı gibi bir zaaf değil, son derece gerçekçi bir politikadır. Ayrıca, kendi yerine kim gelirse gelsin hiçbir şey değişmeyecektir, o zaman o koltukta kalmasının ne sakıncası var?
Bürokrasinin örgütü, sağa da yatsa seçim kazanamaz, sola da yatsa seçim kazanamaz. Ancak bazı “olağanüstü” dönemlerde iktidara bir ucundan tutunur, o kadar. Ona da el darbesiyle gerdeğe girmek derler.
Ecevit de solla molla ilgisi olmayan, solculuğu lafta kalan milliyetçi bir politikacıydı. Epeyce de çağdışıydı. O kadar. Başka bir şey değildi.
Dolayısıyla, AKP iktidarına kafa tutmak isteyenlerin, bir parti kurmaktan başka yolları yoktur. CHP gibi yapay bir oluşum değil, gerçek bir parti.
Bu parti, ülkeyi AKP hükümetinden daha iyi yönetebileceğine seçmeni ikna etmek zorundadır.
Mümkün müdür? Bugün için hayır. Ama on yıl sonra...
Kimbilir?
Bazı arkadaşlar bu yeni partinin “sol” olması gerektiğini ısrarla yazıyorlar. Demek ki hiçbir şeyden hiçbir ders almamışlar ve meslek hayatları boşa geçmiş.
Konu Harun_Ozturk tarafından (12-01-2008 Saat 09:57 AM ) değiştirilmiştir..
|
| |
12-01-2008, 10:31 AM
|
#14 | | Üye
Üyelik tarihi: Oct 2008 Nerden: muğla..fethiye
Mesajlar: 66
Tecrübe Puanı: 1  | Cevap: Ben Deniz Baykal Olsam…Ataol Behramoğlu Tarih boyunca,İnsanlığın yaşam süreci içerisinde var olma sentezi Irk, dil, din ,cinsiyet,coğrafya ayırmaksızın bir bütün olarak düşünmek :ümmet olma tezinin içine giriyormu acaba.Ümmet olma açılımı,bağnaz bir milliyetçi veya azılı bir ırkçı pozisiyonuyla aynı değilmidir.Ozaman hırıstıyan,yahudi,süryani, musevi müslüman olmadıkları için acaba ümmet olma fikrine tezatmı düşeceklerdir.Yoksa dünyadaki bütün dinleri ve ,insanları aynı hoşgörüylemi kucaklayıp yelpazelerinin içine alacaklardır doğrusu bu benim fikirime çok uzak bir oluşum olarak duruyor.Yani bunun nazizimle ve şövenizimle hiç bir ayrımı yoktur.Dünyadaki bütün siyasi oluşumlar istisnalar kaydeyi bozmazın;dışında evrensel çağrışımlardan çok uzak bir şeyleri kucaklayıp kendine ana tema yapıp topluma tutuna bilme oluşumların peşindedirler.Bu Alman demokratları içinde böyle Fransız cumhuriyetçileri içinde ,Amerikan radikalcileri ve bizim turancılar için de.Bunlar böyle söylemlerle aslında bir şeyler yaptıklarını zannediyorlar aslın da yanılıyorlar.Yaratılanı severim yaratanda ötürü;bu söylemden çok uzaktadır bunlar.İşte ümmet olma mantığı ,anlayışları nasılda çürüyüveriyor.Ben Dünyada yaşayan bütün insanları severim acılarını acım hisseder,sevinçlerine vay be demeyle ortak olurum elimden gelen de budur zaten.Onları boş ideolojilerle kirletmek yüzyılın en çirkin siyasetidir.Ülkesinde açlık varsa,işsizlik hat safaya gelmişse,binlerce okulunda eğitim yapılamıyorsa,insanlar evlerine ekmek götüremiyorlarsa,hergün binlerce emekçi işin den oluyorsa,kadına tokat atılıyorsa ,yarına güvensizce bakılıyorsa,sosyal güvenlik haklarımız elimizden alınıyorsa ,kimseler kusura bakmasın bu ülkede ümmetçilik ,turancılık ,milliyetçilik teorileri dramatize edilmiş birer tiyatro sahnesinden öte değildir.Saygılar selamlar.01 aralık 2008 ENGİN YILMAZ
Konu engin yılmaz tarafından (12-01-2008 Saat 07:25 PM ) değiştirilmiştir..
|
| |
12-01-2008, 04:17 PM
|
#15 | | Yeni Üye
Üyelik tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 6
Tecrübe Puanı: 0  | Cevap: Ben Deniz Baykal Olsam…Ataol Behramoğlu BENDE ÇALIŞAN BİR EMEKÇİ OLARAK HİÇ KİMSEYİ KIRMADAN MÜSADENİZLE BİRŞEYLER YAZMAK İSTERİM.EMEKÇİ OLARAK ZORUMUZA GİDEN BİZLERİ FAKİRLEŞTİRİP GELİP SOFRAMIZA OTURUP ALLAH NE VERDİYSE GETİRİN YİYELİM DEMEK DEĞİLDİR.MARİFET SOKAK SOKAK ARAYIP FAKİR BULAMAMAKTIR.İNSANLARA BEDAVA EKMEK YERİNE KENDİ EKMEĞİNİ ALSIN DİYE İŞ VERMEK GEREK DİYE DÜŞÜNÜYORUM.ALTIN KAPLAMALI TABAKLARDA ON YTL LİK TAS KEBABINI YÜZ YTL YE YİYEN VARSA VARSA BU ÜLKEDE BİRŞEYLER SORGULAMAK GEREK. FAKİRİN SOFRASINA OTURUYORSAN ZENGİNİN SOFRASINDANDA BİRAZ UZAKLAŞMAK GEREK.SEKİZ SAAT YERİNE HALEN ON ÜÇ SAAT ÇALIŞAN EMEKÇİ HAKKINI SAVUNMAK İÇİN EVİNDEN BİLE ADIMINI DIŞARIYA ATAMIYOR KENDİSİNİ SAVUNSUN. ÇOĞU MEDYA KURULUŞU İSE İŞİ TİCARETE DÖKMÜŞ SADECE KENDİ ÇIKARINA GELEN ŞEYLER YAYINLAYIP PARA KAZANMAK SEVDASINDA.SAVUNANLAR İSE MALUM SUSTURULMAYA ÇALIŞILIYOR. HER GEÇEN GÜN CEBİMİZDEN PARA EKSİLİYOR BU YÜZDEN BEN ŞAHSIMA HAMD OLSUN İYİYİM DİYEMİYORUM.MUSTAFA YILMAZ |
| |
12-02-2008, 01:09 AM
|
#16 | | Kıdemli Üye
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 621
Tecrübe Puanı: 1  | Cevap: Ben Deniz Baykal Olsam…Ataol Behramoğlu İYİ GECELER DOSTLAR BEN BURADA PARTİ SAVUNMUYORUM VE PARTİLERİDE SİYASETİDE SEVMEM AMA BU ÜLKEDE İŞÇİ HAKKI SAVUNUYOR GÖZÜKÜP EN BÜYÜK İŞÇİ DÜŞMANI OLAN ''SOL'' PARTİLERE EN BÜYÜK HAKSIZLIĞI ADI SOL OLAN PARTİLER DEN YEDİK BU PARTİDE DEVAM ETTİRİYOR ŞUNU UNUTMAYINKİ TÜRKİYEDE KANUNLARI ZENGİNLER YAPAR KENDİLERİDE UYMAZLAR PARTİLER SADECE ONLAR ADINA ÇALIŞAN KURUMLARDIR BENİM DERDİM EMEKÇİDEN YANA GÖRÜNÜP EMEKÇİ DÜŞMANLARIYLA KOL KOLA GEZENLERE HELE ADI İŞÇİ PARTİSİ OLAN PARTİNİN DÜŞTÜĞÜ DURUMA BAKARMISINIZ ŞİMDİYE KADAR BİR İŞÇİYLE BİR EMEKÇİYLE KOL KOLA OLDUĞUNU GÖRDÜNÜZMU AMA ERGENEKON DENEN TERÖR ÖRGÜTLERİYLE PKK TERÖR ÖRGÜTÜYLE KOL KOLA GEZİP AYNI SOFRADAN BESLENİYORLAR CHP DE BUNLARIN AVUKATLIĞINI YAPIYOR BU DURUMA NE DERSİNİZ İŞÇİNİN AVUKATI OLMASI GEREKENLER TERÖR ÖRGÜTLERİNİN AVUKATLIĞINA SOYUNUYOR BU ÜLKEDE SOL PARTİ KURULMAMIŞTIR KURULMAYACAKTABUNLAR SADECE ADLARINI SOL KOYUP SAĞ VURAN AVUKATLAR TOPLULUĞU BU KONUYU FAZLA UZATMAYALIM ÇÜNKÜ BOŞ BİR KONU TÜRKİYEDE OLMAYAN SOLU TARTIŞMAK NASRETTİN HOCANIN GÖLE MAYA ÇALMASINA BENZİYOR DAHA GERÇEKÇİ KONULAR ÜZERİNDE TARTIŞMAK DAHA YARARLI OLUR SOLUN KENDİNE HAYRI YOK Kİ BİZLEREDE OLSUN |
| | | Seçenekler | | | | Stil | Normal |
Yetkileriniz
| You may not post new threads You may not post replies You may not post attachments You may not edit your posts HTML KodlarıKapalı | | | Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:04 AM . | |