| Camuşlu’yla Kötek Arasında Lise Olur Mu ? Camuşlu’yla Kötek Arasında Lise Olur Mu ? Ben yaylada yirmi sekiz kuzuyu otların çiçeğe durduğu mevkilerde otlatmanın gururuyla şişinirken,devlet parasız yatlı okulunu kazanamadım diye beni her görüşünde babam kaygıyla başını kaşıyıp duruyordu.Haziran ayının insanı miskinliğe iten güzelliği bizim evde erken bir sonbahar kaygısına dönüşmüştü.Ben ortaokula başlayacaktım. Okula başlamak zor değildi ama nerede kalacağım sorusu akla gelince, değil Kağızman veya Kars’daki okullar,Türkiye’nin hiçbir okulu işe yaramıyordu.Bir çocuğun yaşadığı yerde gideceği okulun olmaması,bilinçaltından bir psikologun çekip çıkaracağı kolay bir acı değildir.Yemek,içmek ve giyinmek konusunda ukde kalmış çocukluktan miras açgözlülüklerinizi giderebilirsiniz. Ama ilkokuldan üniversiteye kadar bütün kademelerdeki okulların zil seslerini evinizden duyuyor da olsanız yeniden hayata başlayıp o okullarda okuyamadıkça rüyalarınızdan hiç çıkmayan o okulsuzluk sendromu sürer gider.Bugün hâlâ duyduğum zil seslerinin beni umuda çağırması mesleğimin öğretmen oluşundan değil,bir yerlerde okulsuz çocukların varlığına duyduğum endişedendir.
Otuz beş yıl önce haziran ayında Kömürlü’den,Böcüklü’den veya Kötek’in kuzeyindeki tepelerden bakınca Camuşlu yaylasının başında beyaz bir nal gibi duran Aladağ’ın karlarını görebilirdiniz.23 Nisan Çocuk bayramıyla tatil edilen okullar bir daha açılıncaya o kadar uzun bir süre geçerdi ki okulun açılmasını gerçekten çok samimi duygularla beklerdik.O gün yaşadıklarımdan inandığım bir şey var : Çocuklar için hakiki tatil okulu özleyecekleri süre kadar olanıdır.Yaylanın türlü telaşı içindeki bir köylü çocuğunun haziran ayında akılına okul gelmesi neredeyse imkan dışı bir şeydir.Doğayla ve hayvanlarla içli dışlı olmuş bir yaşam ne kadar gerçek olursa olsun çocuk için bir oyundur.Haziranın sonuna doğru koçlar sürüden ayrılır ve kuzularla beraber otlatılır.İşte biz çocukların gerçek çobanlık taslamaları da o andan itibaren başlar.Kendimizi bir başka hissederiz.Çobanlar gibi ıslık çalar,akşamları çok geç saatlere kadar kırlarda kalır anne babamızı kaygılandırırdık.Ah bir de sütünü sağacağımız koyunlar olsaydı.Belki o zaman gece kırda kalmaya bile kalkışırdık.
Sabah ışıklarıyla yeni bir güne değil,yeni bir büyüklük özentisine uyandığımız o günlerde babam bir akşam çok neşeli gelmişti köyden.Kars Ticaret Lisesinde Okuyan bir akrabam babama Vakıflar Yurdu’nun sınav tarihini, ,sınav koşullarını belirten bir broşür getirmiş.Ağustos ayının sonlarına doğru sınav olunacak.Eylül ayının başlarında da sonuçlar açıklanacak.babam bu sınavı çok önemsiyordu.Zira bu sınavın okumam için son şansım olduğunu bile söyledi.Devlet yatlı okullarının sınavlarına Kağızman Lisesi’nde girmiştim.Camuşlu Köyü’nden Kağızman’a ilk gidişimde bu sebeple olmuştu.Allahım o nasıl şeydi öyle ? Kağızman ne kadar büyüktü öyle,ne kadar güzeldi...Yolumuzu kaybedersek,köyümüzün ve Kağızman’da oturan tanınmış akrabalarımızın adını söylememizi tembihliyordu babalarımız.İnanırımsınız değerli hemşerilerim,şiirlerimde Kağızman’la ilgili hayallerimi besleyen bu ilk görüşümdür.Arkasına siyah bir örtünün yapışık olduğu ve bir adamın başını içine sokarak ilk fotoğrafımızı çektiği o an…Lisedeki sınavda bir kabus yaşamıştım.Sınıfımıza bir öğretmen geliyordu,şu,şu,şu soruların cevabı şu şıklardır diyip gidiyordu.Biraz sonra bir başkası gelip onları sildiriyor,hayır şu şıklar doğru diyordu.Kafam o kadar karışmıştı ki kendimi dışarı atmak istiyordum ama ‘niye erken çıktın’ diye babamın kızacağından korkuyordum.
Bu kez vakıflar yurdu sınavı için daha büyük bir şehre gitmiştik.caddelerde yürürken başım dönüyordu.Buranın büyüklüğünün yanında Kağızman nekiyidi ki?Sonradan adının gölyeri olduğunu öğrendiğm semtteki yurtta sınava girdim.Etraf okullarla doluydu.Yurdun en yakınında bir de imam hatip lisesi vardı.Sınava lise düzeyinde bile öğrenci alınıyordu.Sorular bana çok kolay geldi.yardım olmadı,kimse kimseye karışmadı.Hoşuma gitmişti bu durum.Salonda üç dört kişi gözetmenlik yapıyordu.Sonradan sınava girdiğimiz bu yerin mütalaa salonu olduğunu öğrenecektim.Sınav bitince Su Kapı mahallesinde oturan akrabamın evine gitmiştik.Kars kalesini o zaman gördüm.Şehrin içerisinde aniden yükselen bir dağ gibi gelmişti bana.Köprüleri geçip,Kars Çayı’nı takip etmiştik.Akrabamız oradaki hamamlardan birinde çalışıyordu.Akarsuyun üzerine kurulmuş hamamlar ne kadar da görkemliydi.Sonradan millet bahçesine dadanınca o taraflar Kars’ın en sevdiğim yerleri olmuştu.Hele okullar kapanana doğru millet bahçesine gitmek,daha bahçenin girişindeki o tahta köprüden geçmek yüreğime anlatamayacağım duygularla beslerdi beni.Ah Kars…Seni ne kadar özlediğimi uçan kuşlara söylesen inanın bana acır kanatlarına alır götürürler..
Okullar açılmadan haber ulaştı ki ,yurdu birincilikle kazanmışım.Çok sevindik.Ama ortaokula kayıt yaparken yaşadığım tatsızlıklar ‘keşke birincilikle kazanmasaydım’ dedirtti bana.Olayda şu:Kazandığım yurda çok yakın olan imam hatip lisesinin müdürü beni takibe almış ve babamı bulunca imam hatibe kayıt yaptırmamı istemiş.Babam bu durumu bana söyleyince,orada okuyan akraba çocukları imam hatipte eğitim öğretimin iyi olmadığını,hiç disiplinin olmadığını,kimsenin ders çalışmadığını falan babama söylediler.Onlar bu kadar olumsuzlayınca doğal olarak bendede bir isteksizlik oluştu ve müdürün yanında ağlamaya başladım.Babam çok mahcup oldu.Özür diledi.Ama adam çok çirkin bir laf etti babama.Götür istemiyorum artık,beynini yıkamışlar bu çocuğun,dedi.babam işte o an şahlandı.köylü Osman Yılmaz değil,şahlanmış bir aydın gibi cevabını verdi müdürün.Müdür bey dedi.Biz imam hatip okuluyla Müslüman olmuyoruz.Elhamdülillah biz zaten müslümanız.Evet bir köylüye çarpılmak nasıl olurmuş öğrendi imam hatibin densiz müdürü.
Küçücük yaşta anneden babadan uzak yaşamanın acısını çekip durdum yıllarca.
Rüyalarımda bizim ağılın hemen dibinden çalan zil sesleriyle uyudum.Değerli hemşerilerim,bilirsiniz ki okullu bir çocuk zil sesleriyle uyumaz,uyanır.Ama ben evimizin yakınında okulun olabileceğine o kadar ümitsizdim ki ağılların yanı başında duyduğum bu zil sesleri ninni gibi gelirdi hep.Günümün önemli bir kısmını okulda geçirmeme rağmen hâlâ okula karşı,yakından duyduğum zil seslerine karşı bir aç gözlülüğüm var.Daha doğrusu bilinçaltına yerleşmiş bir hasret.Bu hasreti gideremedim,gideremiyorum.Ta ki bir gün gidip Kötek’le Camuşlu’nun arasına bir lise yapıncaya kadar da bu hasret bitmeyecek.
Ne olur zil sesleri ,çocukları akşam buluşamayacakları kadar ayırmasın anne babalarından.
Umuda çalsın zil sesleri,ayrılıklara değil. Vahdettin Yılmaz
Konu Vahdettin Yılmaz tarafından (10-03-2008 Saat 09:43 PM ) değiştirilmiştir..
|